Live hören
Jetzt läuft: No woman, no cry von Bob Marley & The Wailers

Meslektaşımız Kürşat Akyol hayatını kaybetti

Kürşat Akyol

Kürşat Akyol'un ardından - Ayça Tolun

Meslektaşımız Kürşat Akyol hayatını kaybetti

Bir süredir kanser tedavisi gören gazeteci Kürşat Akyol, 51 yaşında hayatını kaybetti. Hayat, en çok da hayatı sevenlere karşı ne kadar acımasız olabiliyor. Nitekim hayat gazeteci Kürşat Akyol’a da pek iyi davranmadı. 51 yaşındaydı. Amansız hastalık bırakmadı peşini ve aldı götürdü.

Kürşat Akyol hayatı seviyordu. Hayatı sevdiği için de, fazlası ile hayatın içinde olan mesleğini çok seviyordu. O yüzden de iyi gazeteciydi. Ama öyle bildiğimiz iyi gazetecilerden de daha iyiydi. Mesleki bilgi, görgü ve ahlak konularında çok sağlam ve dürüst, üstüne gittiği her konuda işin özünü yakalayan ve bunu çatır çatır yazmaktan da çekinmeyen bir gazeteciydi.Dahası Türkiye’de olup bitenleri kendimizden başkalarına anlatmadaki malum zorlukları, her dilde anlaşılabilecek söz ve tariflere dökebilen, dolayısıyla uluslararası boyutlarda da çok sıkı bir gazeteciydi.

Kürşat Akyol 30 yılı aşkın gazetecilik kariyerinde Günaydın, Cumhuriyet, Radikal, Evrensel ve Karşı gazeteleri ile Kanal 6 televizyonunda çalıştı. 2002’den 2004’e kadar BBC Türkçe’nin radyo yayınlarında Londra’da görev aldı. Deutsche Welle ve Al Monitor’un Türkiye muhabirliğini yaptı. Kürşat Akyol WDR Köln Radyosu’nun da kıdemli Türkiye muhabiriydi. Yine WDR’in internetteki özel Türkiye sayfası “Türkei unzensiert”e yazıyordu.

WDR’in, gerek Almanya’da yaşayan Türkiye kökenliler gerekse Türkiye’ye o ya da bu sebepten ilgi duyan Almanlar için, Türkiye’den daha çok habere ihtiyaç var diyerek internette 2016’nın sonbaharında açtığı özel “Sansürsüz Türkiye/Türkei unzensiert” sayfasında başından beri yazıları yayınlanıyordu. Ekibe Türkiye’den yazı yazacak isim ararken ilk akla gelenlerden biriydi. Bizlerin “Eh, burası Türkiye” diyerek kestirip attığımız siyasi gelişmeleri Türkiye’nin siyaset kültürüne vakıf olmayanlara çok iyi anlatabildiğini biliyorduk.

Dahası masa başı gazetecisi değildi. Hep dışarıdaydı. Herkesin malumu konuların dışındaki haberlerin peşine düşüyor ama tam da onların üzerinden, herkesin yazıp çizdiğine başka bir bakış açısı getiriyordu. Küçük bir haberin, küçük bir hikayenin hangi siyasi gelişmenin arka planı olabileceğini hemen görüyordu. Küçük, kimi zaman da gayet kişisel bir hikayeden yola çıkarak, Türkiye’deki siyasi ve toplumsal gelişmelerin bütününü tarif etme becerisine sahipti. Bu da Alman ekolü gazeteciliğin olmazsa olmazıydı. O yüzden de Alman medyasında da iyi gazeteciydi.

Haberinin peşini bırakmazdı. Editörlerin o klasik “Bunu daha önce yaptık, tekrar olur” diye başlayan repliklerini sineye çeker ama yine de ısrar ederdi. Onun sözünü dinleyen editör de zaten iyi ederdi. Çünkü Kürşat Akyol’un takip edilmesinde ısrar ettiği haber, mutlaka döner dolaşır, bir süre sonra başka bir başlık altında gelişip yeniden editörün önüne düşerdi. Nitekim Almanya gibi bir ülkede belki altı ayda ancak yaşanan siyasi ve toplumsal gelişmelerin, Türkiye bağlamında iki-üç günde yaşanmasının, Alman medyasında yarattığı Türkiye’yi takip edememe problemini de kökünden çözen bir tavırdı bu. Ama Kürşat Akyol bizimle çalışırken sıkıntılıydı da.

“Türkiye’de önemli haberleri gazetecilik ilkelerine uygun yayınlayacak mecra kalmadı artık” diyordu. Peşine düştüğü haberlerin, yaptığı analizlerin Türkiye’deki medyada da yer alması gerektiğini düşünüyordu. Çünkü Türkiye’de yabancı kökenli haber kaynaklarına yönelik o genelgeçer “Arkasında başka emeller de olabilir” kuşkusunu önemsiyordu. WDR dahil, dışarıya yaptığı haberlerin bu yüzden Türkiye’deki okuyucuları tatmin etmeyebileceğini dert ediyordu. Kürşat Akyol, titiz, özgür ruhlu, usta ve cesur bir gazeteciydi.

Cesurdu çünkü hem yazdığı konular cesurdu hem de takip ettiği konu ve haberleri sadece ve sadece gazetecilik ilkelerine ve etiğine uygun tavırla yazıyordu. Üstelik haber ve analizleri yabancı medyada yayınlanıyordu. Türkiye’de geçerli olan malum şartlarda zaman zaman bıçak sırtı bir durum söz konusuydu. Ama o lafını etmezdi. Onu meslektaş olarak bilenlerin deyimiyle “teslim etmediği kalemi ve eğmediği boynuyla gitti”. Giderken “Sansürsüz Türkiye”yi de öksüz bıraktı.

Stand: 18.12.2018, 15:21