Özel | Exklusiv: Selçuk Mızraklı’dan Kılıçdaroğlu ve Akşener’e Diyarbakır çağrısı

Der abgesetzte HDP-Bürgermeister von Diyarbakir, Selcuk Mizrakli mit anderen Kommunalpolitikern der HDP

Sansürsüz Türkiye - Özel

Özel | Exklusiv: Selçuk Mızraklı’dan Kılıçdaroğlu ve Akşener’e Diyarbakır çağrısı

Von Burhan Ekinci

Görevden alınarak yerine kayyum atanan Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eşbaşkanı Selçuk Mızraklı, WDR Sansürsüz Türkiye’ye konuştu. Kılıçdaroğlu ile Akşener’i Diyarbakır’a davet eden Mızraklı, 1 Eylül’de İmamoğlu ile kentte görüşeceğini duyurdu. Mızraklı, Kandil’e para gönderildiği iddialarına karşı ise “Kandil’de banka şubesi mi var? Biz paraları kayyumun 73.5 milyon lira borcuna gönderdik” diyor.

Türkiye’de en sıcak gündem Diyarbakır, Mardin ve Van’a atanan kayyumları konuşuyor. Üç büyükşehirde HDP’nin seçilmiş belediye başkanların görevden alınarak yerine kentin valilerinin atanması, günlerdir protesto ediliyor. Her üç kentte de Kürtler, AKP iktidarının bu anti demokratik, “siyasi darbesi”ne karşı seslerini duyurmaya çalışıyor. Diyarbakır’da da günlerdir benzer görüntüler var ve bu görüntülerde en dikkat çeken isimlerden biri de görevden alınan Adnan Selçuk Mızraklı. Kentte uzun yıllar doktorluk yaptığı yıllardan beri sevilen ismi haline gelen Mızraklı ile kayyum atamalarını, AKP’nin neyi amaçladığını, muhalefetin tutumunu konuştuk. Diyarbakır’a gideceği konuşulan Ekrem İmamoğlu ile büyük ihtimalle 1 Eylül’de kentte buluşacaklarını açıklayan Mızraklı, CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu ile İYİ Parti lideri Meral Akşener’e de bir çağrısı var: “Sizleri Diyarbakır’da görmek, dayanışmanızı yanımızda hissetmek bizlere ve aynı zamanda demokrasiye ve demokrasi değerlerine güç verir.”

Günlerdir tartışılıyor ama ben yine size de sormak istiyorum. Kayyum atamaları planlı mı, yoksa hukuki çerçevesi olan bir görevden alınma mı?

Seçimlerden önce gerek İçişleri Bakanı, gerekse Cumhurbaşkanı çevresinden bizatihi dile getirilen “yine kayyum atarız” tehditleri bir yana özelikle Mardin ve Diyarbakır’a bana yönelik tebligata baktığımızda 1 Nisan tarihini görüyorsunuz. Daha seçimlerle ilgili kesin sonuç ortaya çıkmamış, sayım bile devam ederken bir hazırlığın olduğunu görüyoruz. Sizin siyaseten muhalifiniz olan idarenin, sizin hakkınızda böyle bir tasarrufun hazırlığını yaptığını görüyorsunuz. Hukuk, anayasa, uluslararası sözleşmeler, hatta 5393 sayılı yasa da, bir hukuksal süreç tamamlanmadan, mahkeme kararı ve sizin görev döneminiz içinde buna dönük tamamlanmış bir süreç olmadan, görevden alınmanıza cevaz vermiyor. Neresinden tutmaya kalkarsanız tutamayacağınız bir durum. Hukuka ve demokrasi değerlerine hiçbir şekilde yaslanmayan bir tasarruf sözkonusu.

Demokrasi değerlerinden ne kadar uzak olduklarını ellerindeki enstrümanları ne denlice pervasızca kullandıkları gösteren bir durum.

Mardin, Van ve Diyarbakır... HDP’li bu üç büyükşehir kayyum ataması için özellikle mi seçildi?

Tabii ki. HDP’li üç büyükşehir. Bölgede, seçim yarışı rekabeti HDP ve Cumhur İttifakı arasında geçti. Biz Kürdistani İttifak dışında başka bir yerden destek almamıştık. Bölgede özellikle HDP’nin siyasal varlık gösterdiği bütün kurumsal yapılara başta yerel yönetimler olarak tahammül gösterilmediği görülüyor. Bunun da böyle bir idari işlemi tetiklediği çok açık.

HDP Parteizentrale in Diyarbakir

HDP’nin özellikle 31 Mart ve 23 Haziran İstanbul seçimlerindeki stratejisi AKP ile MHP’ye kaybettirdi. Şu an Türkiye’nin en büyük şehirleri CHP’nin elinde. AKP/Erdoğan iktidarı bu kayyum atamalarıyla bir anlamda HDP’den intikam mı alıyor? Yerel seçimlerinin rövanşını mı almak istiyor?

Böyle bir zihinsel arka plan, bilinçaltı var mıdır, vardır. Buna yok diyebilmek pek mümkün değil. 31 Mart sürecinde bizim (HDP) özellikle büyükşehirlerde bütün dengeleri alt üst eden o sihirli formülümüz, Türkiye’deki bütün demokrasi çevrelerini, biraz o sersemlikten, rehavetten, kaygılı, o kazanamama durumundan çıkardı, sihirleştirdi. Adeta can suyu oldu ve “Birlikte olursak kazanabiliriz”i bütün Türkiye’ye anlatan sihirli formüle dönüştü. Bu yetmedi, 23 Haziran’da da aritmetik olarak da ortaya bir sonuç çıkarttı. 31 Mart sonuçlarını da çok aşan, kaybetmeyi haz etmeyen AKP’nin, “türlü dolabı çevirir, bu seçimi alırım” diyen anlayışına karşı, Türkiye’nin küçük bir parçası olan İstanbul’da yüzde 55 ile 45 sonuç verdi. Bu sonuç yakın bir dönemde yapılacak bir seçim için de önemli bir direncin noktası durumunda. Genel seçim karakteri almış İstanbul seçimleri, AKP ve cumhur İttifakı’nın esasında yürütme yapacak kapasitesini kalmadığını gösterdi. AKP, 23 Haziran seçimleri öncesi çok siyasi acemice yapılacak küçük eskizler yaptı.

1 Nisan tarihli belge, kayyum ataması için çok acele davrandıklarını gösteriyor. Peki 4,5 ay niye beklediler?

23 Haziran seçim ve sonuçlarını beklediler. An be an bütün yaptığımız işlemler İçişleri Bakanlığı klavyeye dokunduğunda bilgi işlem sisteminde görülen işlemler. Siz eğer hukuk dışı en ufak idari ve mali işlem yapacak olursanız, oradan çok kolaylıkla hızla denetlenebilecek bir durum. Bunu da yapmadığımızı gördüler. Defalarca Sayıştay, maliye müfettişleri geldi, hiçbiri hukukdışılığa işaret etmedi. Muhtemelen programlanmış, bir hesap güdülmüş ve 19 Ağustos’ta itibariyle de Türkiye siyasetine 20 yıl sonra bir başka deprem yaşattılar.

Stimmzettel Kommunalwahlen Türkei

 

AKP, HDP’den 31 Mart ve 23 Haziran seçiminin rövanşını mı aldı?

Yok. Rövanşist bir yaklaşım var, ama rövanşını almadı. Buna vurgu yapmamız gerekir. Hukuk önünde hala oldukça sıkıntılı olan bir durum var. Bu karar, hukuktan geri dönülmesi gereken, kamusal zeminde de itibar görmemiş bir karar. Şuanda büyük bir mahcubiyetle durumlarını, siyaseten iftira niteliğindeki veya yalanlarla bezenmiş başka kavramlarla açıklamaya çalışıyorlar. Çıkıp da, “şu belgeye dayalı olarak, şu işlemi yapmışlar, hukuk şu kararı vermiştir, biz de görevden aldık” diyemiyorlar. Rövanş alınmış değil, ama bu zihinsel arka planda, bilinçaltında rövanşist bir yaklaşım var.

Yandaş medyada belediyelerin Kandil’e para gönderildiği iddiaları sıkça dillendiriliyor. Bu iddialar doğru mu? Siz bu iddiaları okuduğunuzda ne düşünüyorsunuz?

Bu biraz trajikomik bir tarz. Hiciv yapmak istiyorsunuz... Orada bir banka şubesi var mı yok mu bilmiyorum. Çoğu Kürt şehirleri olmak üzere 20-25 merkezde kurulmuş bilgi işlem sistemi ile bütün rakamsal ve bürokratik hareketler eş zamanlı olarak içişleri bakanlığınca izleniyor, bu aynı zamanda tek hesap denilen sistemin bir parçası. Özellikle de kaybedebileceklerini ilişkin öngörülerinin yüksek olduğu şehirler var ve biz göreve başladıktan sonra buralarda da apar topar bu sistemin hemen kurulduğunu çok iyi biliyoruz.

Evet, biz bir yere para gönderdik. Kayyumun biriktirdiği borçlara para gönderdik. 73.5 milyon lira sadece Büyükşehir Belediyesi çerçevesinde, DİSKİ’nin değil, kayyumun borcunu ödedik. Bu, belediyenin neredeyse toplam gelirinin üçte biri. Bu borçları ödedik. Dolasıyla, böyle bir yalana sarılmaları, ne kadar acze düştüklerinin gösterdi.

Bu borçlar ne gibi yerlere ait?

Kayyum döneminde yapılan işlemelere, harcama kalemlerin yoğunlaştığı yerlere baktığınız zaman makyaj ve peyzaj görüyorsunuz. Esasen 2014 planlanmış olan kent için içme suyunun tesis edilmesi gerekiyordu, ama buna ilişkin bir adım atılmamış, DİSKİ’nin borçları ise 153 milyon daha fazla artmış. Diğer yandan kentte özellikle kır yolları dediğimiz ciddi anlamında doğaya rağmen yapılmış yollara, asfaltlama dahil olmak üzere, kent içindeki yollara 220 milyondan fazla para harcanmış. O gün yapılan yolların bir kısmının borcunu ödedim. Seçim yaklaşıyor diye hızlı bir şekilde müteahhitlere ödeme yapılmaksınız yapılan işlemler. Oldukça kaynakların kötü ve verimsiz kullanıldığı bir yaklaşım görüyorsunuz. 2.2 milyon liradan fazla özellikle mefruşat ve tefrişata harcanmış. Kristal ve altın varaklı bardakları saymıyorum.

Polzeiabsperrung vor der Stadtverwaltung in Diyarbakir

Bir yandan İmralı’da kapılar aralandı, Rojava denklemi var, Kürt meselesinde çözüm sürecine yeniden mi geriliyor beklentisi oluştu. Öcalan’ın Eylül ayında silahsızlanma çağrısı yapacağı bile iddia edildi. Tam da bu süreçte, kayyum ataması geldi. AKP neyi amaçlıyor? Siz, AKP’de meseleyi çözme niyetinin oluştuğunu düşünüyor musunuz?

Türkiye’nin kangrenleşme yoluna girmiş bir takım meselelerinde sağlıklı bir yaklaşıma kapı aralamayacağı çok açık. Bu artık öyle bir noktaya gelmeye başladı ki, Kürtlerin yurttaşlık hukukundan, Anayasadan kaynaklı haklarını bile gasp etmeye dönük bir tutuma dönüşmeye başladı. Üç büyük Kürt şehirlerinde irade gaspı Kürtlerin bu ülkeyle demokratik siyasal sistem üzerinden kurmuş olduğu bağları da budamaya dönük bir yaklaşım. Şimdi bu bölgedeki bir yurttaşın yakın zamanda belki de zamanında yapılacak seçimde, sandıkta ortaya çıkacak iradeye dönük bir güven duyabileceğinizi düşünüyor muyuz hiçbirimiz? Bu yurttaşların iradeleri ciddi yara almadı mı? Ciddi, hastalıklı bir bakış açısı var. Daha fazla demokrasiye, daha fazla hukuka ama daha fazla barışa ihtiyaç var. Bu kulvarlarda gerekli ve etkili adımlar atılmıyorsa, Türkiye’nin geleceği karartılıyor. Karanlık bir döneme, bir türbülansa giriliyor. AKP veya Cumhur İttifakı’nda bu anlamda iyi niyetli çabaların olmadığı çok açık ve net.

Peki Kürt meselesi kayyum atanarak çözülecek bir mesele mi? Atamalarla mesele nasıl çözülecek?

Bununla Kürt sorununu çözmek değil, aksine ülkedeki diğer bütün meselelerin daha da kangrenleşmesine, çok daha ağırlaşmasına neden olursunuz.

Bu kararlar, sadece Kürt sorunun değil, ülkenin bütün sorunlarını kangrenleştirecektir. Bu kayyum atamalarından birçok AK Partilinin de vicdanen rahatsız olduğunu düşünüyorum

Bölgede ya da kentte AKP teşkilatından kayyumlarla ilgili rahatsızlığını size dile getirenler oldu mu?

Kurumsal şahsiyet düzeyinde böyle bir ifade tarzından daha çok tabandaki yansımalarını net olarak görebiliyorsunuz.

Unterstützer der pro-kurdischen HDP während einer Demonstration

Yerel seçimlerde HDP seçmeninin Cumhur İttifakı’na kaybettirme stratejisi, CHP’nin en büyük şehirleri kazanmasına olan katkısı biliniyor. CHP’nin kayyumlar konusundaki tavrı eleştiriler konusu. Siz ne düşünüyorsunuz?

Bu konuda hakikaten aydın onuruna, vicdanına, demokrat onuruna ve vicdanına kim sahipse tutum almasını, özellikle kurumsal düzeyde, sivil toplum örgütlerinden, siyasal partilerden bekleriz. Bu, bu sürecin çok olağan durumudur. Derler ya, ‘acılar paylaştıkça azalır, mutluluklar paylaştıkça çoğalır’. Bir daha bu acıların yaşanmaması ortak olarak göğüslenmesi ve bir mücadele hattı oluşturulması gereken bir süreç. Özellikle bu çevrelerin sorumluluk nöbetinde yerini almaları gerekir. Bu konuda bir takım tutum gösterilmiyor mu? Gösteriliyor, ve bunları takdirle anıyoruz. Sistem bu kararını geri almadığı ve sisteme bu kararı geri aldırtılmadığı sürece biz yarın öbür gün başka yerlerde başka hukuksuzlukların üretildiğine tanık olabiliriz.

Ekrem İmamoğlu, Batman’a gelecek. Diyarbakır’a da uğrayacağı belirtiliyor. Size bu konuda gelen bir bilgi var mı? Nasıl karşılarsınız?

Bana direkt gelmiş net bir bilgi yok, ama sayın İmamoğlu’nun şahsında billurlaşan bir kişiliğin, vicdan ve aklın, Diyarbakır’a geleceğini ve buluşacağımızı düşünüyorum.

Bu İmamoğlu’nu kente davet için bir çağrı mı?

Sadece ona değil, Türkiye’deki yerel yönetimlerdeki demokrasi değerlerine yaslanan herkese bu çağrıyı yapıyorum. Ama sizin sorunuz üzerine söylüyorum, o şahısta billurlaşan durum, benim öngörüm odur ki, kesinlikle 1 Eylül’de böyle bir buluşma gerçekleşir.

Çağrınız CHP lideri Kılıçdaroğlu ve İYİ Parti lideri Meral Akşener içinde geçerli mi?

Geçmişte yaptıklarımız ve “sihirli formül”ün ne yaptığı çok açık ve net ortada. Türkiye, herhangi bir vesileyle yakın zamanda ya da orta vadede seçimlere  gidilmesi durumunda, Cumhur İttifakı’nda şekillenen bu totaliter anlayışı, demokrasi için güç birliği yapacak kesimler bir arada duracak olurlarsa ancak alt edebiliriz. Acaba bu kayyum darbesi de aynı şekilde ilerideki bu aritmetiğe bugünden müdahale etmek için mi yapıldı, sorusunu akla getiriyor. Acaba buradan bir takım gönül kırıklıkları oluşturulabilinir mi? Acaba siyaseten bir takım çatlaklar oluşturulabilinir mi? gibi bir arka planı olduğu çok açık. Gerek sayın Akşener’i gerek sayın Kılıçdaroğlu’nu Diyarbakır’da görmek, bizlere onur verir, onların da dayanışmasını yanımızda hissetmek bizlere ve ama aynı zamanda demokrasiye ve demokrasi değerlerine güç verir. Umudu büyütebilecek, bu ceberrut anlayışın bertaraf edebileceğine ilişkin toplumda güveni tesis edebilecek yaklaşımlar için herkesi sorumluluk için nöbete çağırıyoruz.

burhanekincii@gmail.com

twitter @brhekinci

Stand: 28.08.2019, 09:45