Özel | Exklusiv: Hani elçiye zeval olmazdı? | Den Boten trifft doch keine Schuld

Gemeinsame Erklärung der türkischen Regierung und der HDP

Sansürsüz Türkiye - Özel

Özel | Exklusiv: Hani elçiye zeval olmazdı? | Den Boten trifft doch keine Schuld

Von Bülent Mumay

Siyasi hesapları yüzünden barış masasını devirenler, faturayı o günlerde elçi ilan ettiklerine ödetiyor. Oslo’da başlayan, İmralı’da büyüyen barış umudu Sırrı Süreyya Önder’in tutuklanmasıyla tarihe gömüldü.

Zur übersetzten und redaktionell bearbeiteten Fassung der Kolumne:

Her şey, 2009’da Norveç’in başkenti Oslo’daki gizli görüşmelerle başlamıştı. Devletin resmi görevlileri ile PKK’nın Avrupa temsilcileri, bir arabulucu devletin gözetiminde masaya oturmuş, bu topraklara hiç uğramayan bir barışı konuşmaya başlamışlardı. Görüşmelerin 2011’de basına sızdırılması krize yol açsa da, Erdoğan’ın o dönemki kararlı tutumuyla barış kervanı yoluna devam ediyordu. 2013’e gelindiğinde PKK saldırılarını durdurmuş, ordu da operasyonlarına ara vermişti. Kalıcı bir barış iklimi için umutlar gittikçe artıyordu.

MİT ile PKK arasındaki görüşmelerden sonra sıra, İmralı’da yatan Abdullah Öcalan’ı ve Kuzey Irak’taki PKK’lı yöneticileri sürece eklemeye gelmişti. MİT görevlileri, PKK’nın müebbet hapis cezasını çeken lideri ile sık sık temasa geçiyor, dönemin BDP’li milletvekilleri Selahattin Demirtaş ve Sırrı Süreyya Önder’i de arabulucu olarak kullanıyorlardı. O güne kadar, devletin haletiruhiyesine göre sadece ailesiyle arada bir görüştürülen Öcalan, MİT’çilerin gözetiminde BDP’lilerle düzenli olarak bir araya gelmeye başlamıştı. Hatta Türkiye kamuoyu Öcalan’ın fotoğrafını, Türkiye’ye getirildiği 1999’den bu yana ilk kez görüyordu. BDP’li vekiller Öcalan’la görüştükten sonra da sıklıkla Kuzey Irak’taki PKK kamplarını ziyaret ediyordu.

Oslo’da başlayan ve 4 yıl devam eden bu barış sürecinin en kritik aşamalarından biri, 2013 yılının Nevruz’uydu. Genelde büyük bir gerilim altında kutlanan Nevruz bayramı, Diyarbakır’da büyük bir barış şöleni havasında geçti. Arabulucu BDP’li milletvekillerinden biri olan Sırrı Süreyya Önder’in sahnede okuduğu mektubu büyük bir dikkatle dinleyen, sadece meydandaki 2 milyon değildi. Devletin resmi televizyonu TRT de, PKK’nın lideri Öcalan’ın yazdığı ve MİT aracılığıyla Önder’e teslim edilen mektuptaki mesajları canlı yayında bütün Türkiye’ye iletiyordu.

Öcalan, müzakere sürecinde bir zirveyi yansıtan mektubunda net bir şekilde silahlı mücadelenin sona erdiğini bildiriyordu: “Artık silahlar sussun. Silahlı unsurlarımızın sınır ötesine çekilmesi aşamasına gelinmiştir.” Barış sürecinde gelinen bu aşama, aşırı milliyetçi bir kesim dışında toplumun büyük bir bölümü tarafından destekleniyordu. Ülkenin ana muhalefeti CHP’nin “Parlamento süreçle ilgili bilgilendirilsin” dışında sürece ilişkin bir eleştirisi yoktu.

PKK liderinin tarihi mektubu, 22 Mart tarihli bütün gazetelerin manşetindeydi. İktidarı açıktan destekleyen gazeteler de, dönemin ana akım temsilcileri de, muhalefet medyası da barış çağrısını manşetine taşımıştı. Bütün gazetelerde, mektup manşetinin altındaki en büyük ikinci başlık Erdoğan’ın sözlerini aktarıyordu. Barış sürecinin en önemli figürü olan dönemin Başbakanı Erdoğan, Öcalan’ın mektubunu şu sözlerle yorumluyordu: “Mektubu, çağrıyı olumlu buluyorum.”

Die Neujahrsnachricht des PKK-Führers Öcalan wird verlesen

İstanbul’daki Nevruz kutlamaları ise Diyarbakır’dan 4 gün önce bir pazar günü yapılmıştı. Meydanı dolduran yüzbinler, İmralı’ya sık sık gidip gelen Sırrı Süreyya Önder ve Selahattin Demirtaş’ın barış mesajları taşıyan konuşmasıyla coşuyordu. Bu pozitif hava, ertesi günkü gazetelere de yansıyordu. Hükümet yanlısı Sabah, “Meydanlarda barış yemini” başlığını kullanırken; Star “Nevruz’da çözüm havası”, Yeni Şafak ise “Meydanlarda kardeşlik havası” ifadesini başlığa taşıyordu.

“Çözüm havası”ndan olsa gerek PKK’ya destek sloganları atılmasına rağmen tek bir gözaltı olmamış, Öcalan posteri önünde konuşan Demirtaş ve Önder hakkında da hiçbir soruşturma açılmamıştı. Yalnız üç vatandaş, Bakırköy Savcılığı’na dilekçe vererek iki milletvekili hakkında bölücülük suçlamasında bulundu. Dilekçeyi işleme alan savcılık, Adalet Bakanlığı ile temasa geçerek iki milletvekilinin dokunulmazlıklarının kaldırılmasını istedi. Barış sürecinin zarar görmesini istemeyen Ankara bu talebi reddetti. Savcılığın ikinci talebine Adalet Bakanlığı aynı yanıtı verdi.

2015’e gelindiğinde seçimden çıkan sonuçlar ve hendek çatışmalarıyla barış umudu tamamen ortadan kalktı. Ama yine de 2013’teki Nevruz kutlamasındaki konuşmalar bir cezaya çarptırılmadı. Yalnız 15 Temmuz 2016’daki darbe girişiminden sonra ilginç gelişmeler yaşandı. Mitingi savcılığa şikayet eden isimlerden biri olan Gökçe Fırat, FETÖ üyeliği iddiasıyla tutuklandı. Ankara’ya iki yazı yazarak dokunulmazlıkların kaldırılmasını isteyen iki savcı da, meslekten ihraç edildi. Buna rağmen bu soruşturmanın laneti iki milletvekilinin peşini bırakmadı. Demirtaş ve Önder’in dokunulmazlıkları kaldırıldı. Demirtaş zaten cezaevindeydi. Devletin davetiyle çözüm sürecine katılan Sırrı Süreyya Önder de, geçen hafta cezasının kesinleşmesiyle cezaevine girdi.

Erdoğan istediği için başladı barış süreci. Erdoğan istediği için Öcalan’a mektup yazdırıldı. Yine Erdoğan’ın isteğiyle Sırrı Süreyya Önder’e okutuldu. İmralı’da tutuklu Öcalan, mektubunun okunduğunu Erdoğan’ın emrindeki devletin televizyonundan izledi. Üzerinden 5 yıl geçti… O yıllarda sürece karşı çıkan MHP’yi bugün yanına ortak alan Erdoğan, hesapları değişince düne kadar barış elçisi olarak kullandığı Önder’i 2022’ye kadar hapse attı. Böylece, iktidarın isteğiyle Oslo’da başlayan, İmralı’da büyüyen barış umudunun son nefesi de Kandıra Cezaevi’ne tıkılmış oldu.

Stand: 12.12.2018, 15:57