Özel | Exklusiv: Nükleer rüyası, kabus olma potansiyeline sahip | Der Traum von der Atomkraft könnte zu einem Albtraum werden

Greenpeace-Aktivisten, die in Ankara vor dem Tor des türkischen Atomenergie-Instituts gegen den geplanten Bau eines Atomkraftwerkes nahe des Dörfchens Akkuyu

Sansürsüz Türkiye - Özel

Özel | Exklusiv: Nükleer rüyası, kabus olma potansiyeline sahip | Der Traum von der Atomkraft könnte zu einem Albtraum werden

Von Kürşat Akyol

Erdoğan ve Putin’in bu hafta temelini attığı Türkiye’nin ilk nükleer enerji santralı çevreye verebileceği tahribatlar nedeniyle, çevreci örgütler tarafından tehdit olarak görülüyor. Ancak, çevrecilerin iki uyarısı daha var: Deprem ve iş kazaları.

Ukrayna’da 1986 yılında Çernobil nükleer santralında bir patlama sonucu meydana gelen kaza, dünyadaki en büyük nükleer felaketti. Patlama sonrasında oluşan radyoaktif bulutların Türkiye üzerinden geçmesi nedeniyle, toplumu yakından ilgilendiriyordu.

Ancak, bu konuda ciddi bilimsel araştırmalar yapılmadı. Radyasyon seviyesini gösteren sayısal değerler de açıklanmadı. Dolayısıyla, bu kazanın Türkiye üzerindeki etkileri de ört-bas edilmiş oldu. Türk Tabipleri Birliği, kazadan tam 20 yıl sonra yaptığı bir açıklamada, radyoaktif bulutların ağırlıklı olarak geçtiği Karadeniz Bölgesi’ndeki kansere yakalanma ve bu hastalıktan ölümlerle ilgili artan rakamların kazayla doğrudan bağlantılı olabileceğini bildirdi.

Çernobil felaketinin sıcak günlerinde, dönemin Sanayi ve Ticaret Bakanı Cahit Aral, kaza sonrası çaylarda radyasyon olduğu iddialarını yalanlamak için kameraların önünde çay içmişti. Tabii ki, Karadeniz Bölgesi’nde üretilen çayı halk da fazlasıyla tüketti.

2011 yılında Japonya’da deprem ve tsunami sonrasında Fukuşima nükleer santralında meydana gelen kaza da, Çernobil’le hemen hemen aynı ölçekte bir felaketti, ama coğrafi olarak Türkiye’ye epey uzakta olduğu için kamuoyunda pek ilgi görmedi. Türkiye de şiddetli depremlerin meydana geldiği bir coğrafyadaydı ama, nükleer santralı yoktu ne de olsa.

Oysa, bu hafta Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Rus mevkidaşı Vladimir Putin’le birlikte Ankara’dan telekonferansla temelini attığı, Akdeniz kıyısındaki Mersin’de bulunan Akkuyu nükleer santralının dört reaktöründen ilkinin 2023’de tamamlanması hedefleniyor. Bunu birer yıl arayla diğer reaktörler takip edecek. Karadeniz kıyısındaki Sinop’ta da dört reaktörlü bir nükleer santral inşası Ankara’nın planları arasında. Akkuyu’daki 20 milyar dolarlık santralı Rusya inşa edecek ve işletecek.

Türkiye’de nükleer enerji, 1960’lı yıllardan bu yana dönem dönem gündeme geldi. Bu nedenle, çevreci sivil toplum örgütleriyle, santralların kurulacağı Mersin ve Sinop halkları defalarca nükleer santralı istemediklerini dile getirdi.

Endişeleri çevreye vereceği tahribat iddiaları. Bu santrallardan çıkacak nükleer atıkların etkisinin yüzlerce yıl sürebilecek olması, bunun insan sağlığına olumsuz etkileri, nükleer reaktörlerin havayı, Akdeniz ve Karadeniz’i, toprağı zehirleyeceği ve doğadaki canlı çeşitliliğini tehdit edeceği, nükleer enerji karşıtlarının temel gerekçeleri.

Çevreci sivil toplum örgütleri, nükleer santrallara harcanacak onlarca milyar doların güneş ve rüzgar gibi yenilenebilir enerji üretimi yatırımlarına dönüştürülmesini de talep ediyor.

Ancak, seslerini duyurabildiklerini söyleyebilmek pek mümkün değil. Zira, Akkuyu’da temel atılmasının ertesi günü gazetelerin büyük çoğunluğu “Türkiye’nin rüyası”nı gerçekleştirme adımı attığını yazdı. Çevrecilerin görüşlerine yer veren gazete sayısı bir elin parmaklarını geçmedi.

Çevrecilerin bir uyarısı da kaza olasılığı ve depremle ilgili. Akkuyu nükleer satralı inşaatının aktif bir fay hattına yalnızca 25 kilometre uzaklıkta olduğuna dikkat çekiyorlar.

İşçi sendikalarının “iş cinayetleri” diye tanımladıkları iş kazalarında ise, Türkiye’nin dünyadaki sicili yıllardır malum. Türkiye, iş kazalarında dünyada üçüncü, Avrupa’da ise ilk sırada.

Kuşkusuz, nükleer santrallar, korkunç kazaların meydana geldiği maden ocakları ya da inşaatlar değil. 20 milyar dolarlık çok tehlikeli olabilecek bir yüksek teknoloji yatırımında kaza olasılıklarına karşı gerekli önlemlerin alınacağını var saymak, fazlaca bir iyimserlik olmasa gerek. Santralı nükleer enerji üretiminde deneyimli Rus teknisyenlerin işletecek olması da, bir başka olumlu faktör olabilir.

Ancak, Rusya’nın da iş kazalarında sütten çıkmış ak kaşık gibi olduğunu söylemek de, pek mümkün değil. Resmi rakamlara göre, Rusya’da 2015 yılında iş kazalarında ölenlerin sayısı 2 binden fazlaydı. Kaldı ki, bu rakamların ne kadar şeffaf olduğu da tartışma götürür.

Dolayısıyla, bu haftaki temel atma töreninden itibaren başlayan nükleer santral inşaatı, Türkiye’de yeni bir endişe kaynağının da habercisi. Nükleer enerji rüyası, bir kabusa dönüşme potansiyeline sahip.

Stand: 06.04.2018, 18:56