Özel | Exklusiv: Türkiye’de habere ulaşmak artık çok daha zor hale gelecek | In der Türkei wird das Erhalten von Nachrichten noch schwieriger werden

Verkauf der Dogan Mediengruppe

Sansürsüz Türkiye - Özel

Özel | Exklusiv: Türkiye’de habere ulaşmak artık çok daha zor hale gelecek | In der Türkei wird das Erhalten von Nachrichten noch schwieriger werden

Von Kürşat Akyol

Bünyesinde pek çok etkin yayın organı bulunan Doğan Medya Grubu’nun satılması değil, ama iktidara çok yakın Demirören Grubu’na satılması, Türkiye’deki basın özgürlüğü açısından son derece talihsiz bir kırılma noktası. Basın özgürlüğü açısından, daha da zor ve kara bir dönemin habercisi.

Türkiye tarihinde “post-modern darbe” diye anılan 28 Şubat 1997 darbesinin sıcak günlerindeydi. O dönemde çalıştığım gazetenin diplomasi muhabiri arkadaşım aradı Ankara’dan. “Kürşat” dedi, “askerler senden nefret ediyor. Haberin olsun.”

Şaşırmadım tabii ki. O sırada yazı işleri müdürüyle konuşmam gereken bir haber konusu vardı. Ona söyledim telefonda aktarılanları. “Biliyorum” dedi. Bu kez şaşırmıştım. “Yayın yönetmeni de biliyor, Ankara temsilcisi de” diye ekledi, “Bizi de hep arıyorlar.”

Anlaşılan oydu ki, patron muhabirinin kellesini vermekte direniyordu. O patron, bu hafta iktidara yakın Demirören Grubu’na satıldığı açıklanan Doğan Medya Grubu’nun sahibi Aydın Doğan’dı. Hoş, bu direniş uzun sürmedi, 1999 başında atıldım gazeteden. Ardından bir alt katta çıkan bir başka gazeteye çağırdılar aynı gruptan. O da ancak bir ay sürebildi.

2013’teki Gezi Protestoları’nı takip eden yıl çıkarılan ve yalnızca 2 ay yayınlanabilen Karşı gazetesi sayılmazsa, Türkiye medyasında çalışabildiğim son yerdi Doğan Grubu. WDR, DW, BBC ve Al-Monitor gibi yabancı yayın organları olmasa, neredeyse 20 yıl önce meslek hayatım son bulurdu.

Bünyesinde, kendisini yazılı basının “amiral gemisi” diye tanımlayan Hürriyet ile Posta gazetesi, CNN Türk ve Kanal D gibi etkin televizyon kanalları bulunan Doğan Grubu’nun satılması değil, ama iktidara çok yakın Demirören Grubu’na satılması, Türkiye’deki basın özgürlüğü açısından son derece talihsiz bir kırılma noktası, daha da kara bir dönemin habercisi.

Kuşkusuz, Doğan Grubu halkın haber alma özgürlüğünü, araştırmacı ve eleştirel gazeteciliği temsil etmiyordu. İktidarın ifadesiyle “yerli ve milli” konularda özellikle, en ufak bir aykırı ses çıkarmıyordu. Sansür ve otosansür burada da çok yaygındı.

Tüm bu olumsuzluklara karşın, yine de, medyanın çoğunluğunun denetimini elinde tutan iktidara karşı bir denge unsuruydu. Zaman zaman iktidarı eleştirebilen haberlere yer verebiliyor, az sayıda muhalif kalemi bünyesinde barındırabiliyordu.

Demirören Grubu, medya sektörüne 2012 yılında yine Doğan Grubu’ndan Milliyet ve Vatan gazetelerini satın alarak girdi. İlk yaptığı hamle, bu yayın organlarındaki objektif ve muhalif gazetecileri işten çıkarmak oldu. Yeni satın aldığı yayın organlarında da aynısını yapacağından kimsenin kuşkusu yok basın sektöründe.

Dolayısıyla bu satış, ana akım diye tabir edilen, Türkiye’deki merkez medyanın neredeyse tamamen iktidarın kontrolüne geçişinin habercisi. Hemen her gün aynı manşetlerle, başlıklarla çıkan çok sayıda gazeteye en az birkaç tanesinin daha ekleneceği, aynı dil ve haberlerle yayın yapan televizyon kanallarının çoğalacağı aşikar.

Türkiye’de habere ulaşmak artık çok daha zor hale gelecek. Sınır Tanımayan Gazeteciler örgütünün küresel basın özgürlüğü sıralamasında 180 ülke arasında 155’inci sırada yer verdiği Türkiye, belki bugünden yarına değil ama, kısa-orta vadede daha da gerileyecek. İnsan hakları ihlalleri, hak mücadeleleri, sivil toplum örgütlerinin etkinlikleri daha da görünmez hale gelecek.

Demirören Grubu’nun sahibi Erdoğan Demirören’in 2014 yılında yayınlanan bir haber nedeniyle telefonda dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından azarlandığı, telefonu kapattıktan sonra “Nereden girdim bu medya işine” diye ağladığı iddiaları hala arşivlerde.

Demirören, yaşı 80’e dayanmış, çok deneyimli bir işadamı. Satın almadan önce Türkiye’nin saygın gazetelerinden biri olan Milliyet’te yaptığı işten çıkarma operasyonları ve izlenen yayın politikaları sonrasında, bu gazetenin tiraj ve değer yitirdiğini kuşkusuz en iyi bilen kişi. Benzer bir durumun, Hürriyet ya da CNN Türk’ün başına da gelebileceğini bilecek kadar deneyimli.

Bu durumda, 1 milyar 100 milyon dolarlık bu satın almadan karlı çıkıp çıkmayacağı çok tartışmalı. Pek çok gazeteciye göre, bu alışverişin ardındaki gerçek etkin güç iktidar. Doğan Grubu’ndan bir yetkilinin, “Bunlar zor zamanlar. Herkes üzgün, ancak insanların bunun kaçınılmaz olduğunu anlayacaklarını düşünüyorum” dediği basına yansıdı.

Bunun 2019 yılında yapılacak üç önemli seçim öncesinde gelmesinin bir rastlantı olmadığı ortada. Tıpkı, Türkiye demokrasisine nasıl yansıyacağı gibi.

Stand: 23.03.2018, 18:50