Özel | Exklusiv: Eşit mi yedik, borcu eşit paylaşalım? | Haben wir denn gemeinsam gegessen, dass wir nun auch gemeinsam die Schulden begleichen sollen?

Palast des türkischen Staatspräsidenten

Sansürsüz Türkiye - Özel

Özel | Exklusiv: Eşit mi yedik, borcu eşit paylaşalım? | Haben wir denn gemeinsam gegessen, dass wir nun auch gemeinsam die Schulden begleichen sollen?

Von Kürşat Akyol

Türkiye ekonomisinin en büyük sorunlarından biri, kısa vadeli borç stoku. Bir yıl içinde 180 milyar dolarlık borcun döndürülmesi lazım. Bunun 150 milyar dolara yakın kısmı özel sektörün. Türkiye’nin en büyük iş örgütünden bir temsilci, „şirketlerin borcunun 81 milyon yurttaşın borcu haline geldiğini“ söyledi. Oysa, nüfusun yüzde 1’i, yıllık milli gelirin yüzde 54’üne sahip.

Zur übersetzten und redaktionell bearbeiteten Fassung der Kolumne:

Türkiye ekonomisindeki döviz kaynaklı sıkıntının hesabını, herkesin eşit biçimde ödemesi gerektiğini söyleyen bir akıldaneye gıyabında cevap veriyordu bir iktisatçı: “Neden? Hepimiz eşit mi yedik?”

Bir yanda, şatafat, şaşaa, ihtişam, gösteriş, lüks, bin odalı sarayda verilen resepsiyonlarda Türkiye’de pek çoğunun adını bile duymadığı ejder meyvalı yiyecekler; diğer tarafta evlerde, yemekhanelerde, lokantalarda yine ithal, ama şarbonlu etler.

Türkiye’deki kimilerine göre ekonomik çalkantı, kimilerine göre de kriz olan ortamda, yönetimdeki elitler ile sıradan yurttaşların sofralarında hisselerine düşenler bunlar.

Türk Lirası yılbaşından bu yana yaklaşık yüzde 40 değer kaybetti. Bunun sonucu olarak, ekonomi büyük bir mali külfetle karşı karşıya. Türkiye, Arjantin’den sonra dünyanın ikinci büyük enflasyonunu yaşıyor.

Hafta başında açıklanan son enflasyon rakamları, 14 yıl sonra bir ay arayla bir rekor daha kırarak, yıllık yüzde 17,9’a çıktı. Oysa, Merkez Bankası daha Temmuz ayında 2018 yılı sonunda öngörülen yüzde 8,4’lük enflasyon tahminini, yüzde 5 arttırarak, yüzde 13,4’e çekmişti. Aradan yaklaşık bir ay geçti ve revize edilen yıl sonu rakamından da neredeyse 5 puan fazla arttı enflasyon. Bu, tüketici enflasyonu ve yılın sonuna en az 3 ay daha var.

Üretici enflasyonu ise, son açıklanan rakamlarla yıllık yüzde 32’yi geçti. Bu rakam, önümüzdeki kısa vadeli süreçte, yani haftalar ve aylar içerisinde, üretici enflasyonunun tüketici rakamlarına yansıması demek. Kısacası, tüketiciyi daha fazla hayat pahalılığı bekliyor tez zamanda. Merkez Bankası’nın raporunda da yer aldı bu görüş. En azından enerji fiyatlarındaki yükselişin önümüzdeki aylarda daha çok yansımasının beklendiğini söyledi banka.

Okulların açılmasıyla ailelere yeni masraflar doğması, havaların soğumasıyla birlikte doğalgaz ve elektrik tüketiminin artması, enerjiye paralel ulaşım fiyatlarının yükselmesi ve yazın sona ermesinin sebze ve meyvada görece mevsimsel ucuzluğu azaltması, önümüzdeki sonbahar ve kış aylarında enflasyonun tırmanışını sürdürmesi anlamına geliyor.

Dünyadaki hatırı sayılır birkaç uluslararası kredi değerlendirme kuruluşundan biri olan Fitch Ratings’in tahminlerine göre, Türkiye’nin 2018 ve 2019 büyüme rakamları gerileyecek ve 2020’ye kadar enflasyon tek haneli rakamları tekrar göremeyecek.

Hollanda merkezli ABN-AMRO bankasının tahminleri daha da kötümser. Banka, ekonominin 2019’da yüzde 3 küçüleceğini öngörüyor. Doların yıl sonuna kadar 8,2, euronun da 9,4 lirayı bulacağını tahmin ediyor.

Tüm bunlar, geniş kitleler için ücretlerin erimesi, fakirlik anlamına geliyor.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın „saldırı“ olarak nitelediği Türk lirasındaki değer kaybı, Türkiye’de tutuklu bulunan ABD’li rahip Andrew Brunson kriziyle birlikte tavan yapmıştı. Ancak, pek çok iktisatçı, esas nedenin Türkiye ekonomisinin yapısal sorunlarıyla ilgili olduğu konusunda hemfikir. Bu sorunların en başında da, 150 milyar dolara yakın kısmı özel sektörün, bir yıl içinde dönmesi gereken yaklaşık 180 milyar dolarlık dış borç var.

Ancak, Türkiye’nin en büyük iş örgütü Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği’ne bağlı Ticaret ve Sanayi Odaları Konseyi Başkanı Necdet Takva, geçen hafta şirketlerin borçlarını söylemde yurttaşın üzerine yıkıverdi: „Şirketlerin borcu, 81 milyon Türkiye vatandaşının borcu haline geldi.“

Bu anlayışa göre, hesap, Alman usulü ya da herkese yediği kadar gelmiyor. Oysa, gelir dağılımı eşitsizliği Erdoğan iktidarında daha da yükseldi.

Erdoğan’ın iktidara geldiği 2002 yılında, nüfusun en zengin yüzde 1’lik kesimi yıllık milli gelirin yüzde 40’ını alıyordu. Aynı kesimin payı, 2016 yılında yüzde 54’e ulaştı. Hasılı, nüfusun 800 küsur bini aşağı-yukarı 800 milyar dolarlık Türkiye’nin bir yıllık tüm mal ve hizmet bedelinden yaklaşık 430 milyar dolarına sahipken, geride kalan 80 milyona 370 milyar dolar civarında pay düşüyordu.

Bu eşitsizliğe bunca yıl zerre kadar itiraz etmeyen, tam tersine liberal ekonominin kuralı olarak gören bu azınlığın temsilcisi, şimdi borçluluğu herkesin payı olarak öngörüyor. Neden gerçekten? Eşit mi yedik, eşit paylaşalım?

Stand: 11.09.2018, 08:30