Özel | Exklusiv: Ekonomideki olumsuzlukların reçetesi de demokrasi | Demokratie ist auch das Rezept gegen die schlechte Wirtschaft

Verschiedene Geldscheine der türkischen Währung

Sansürsüz Türkiye - Özel

Özel | Exklusiv: Ekonomideki olumsuzlukların reçetesi de demokrasi | Demokratie ist auch das Rezept gegen die schlechte Wirtschaft

Von Kürşat Akyol

Son haftalarda Türk lirasındaki değer kaybının tırmanışı, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ısrarla düşürülmesini istediği faiz oranlarının yükseltilmesini yeniden gündeme taşıdı. Ancak Erdoğan, 2019’daki seçimler öncesinde büyüme politikasında ısrarlı. Yatırım için, faizlerin düşük kalmasını istiyor. Yatırımcı ise, demokrasideki zaafların öngörülebilirliği engellediğinden endişeli.

Zur übersetzten und redaktionell bearbeiteten Fassung der Kolumne:

Haftalık mizah dergisi Leman’da geçen hafta yayınlanan bir karikatür, 16 yıldır iktidarda olan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “Enflasyonun anası da, babası da faizdir. Faiz zengini daha zengin, fakiri daha fakir yapar” sözlerini hicvediyordu.

Karikatürde, bir kürsüde konuşan Erdoğan, seçmene şöyle sesleniyordu: “Bana oy verin. Bu yoksulu daha yoksul, zengini daha zengin yapan iktidardan sizi kurtarayım.”

Türkiye ekonomisindeki yapısal sorunların üzerine Suriye’deki gerilimin de tırmanması, geçen hafta iç piyasalarda Türk lirası üzerindeki baskıyı doruğa çıkardı. Dolar ve euro gibi güçlü para birimlerinde rekor seviyelerde yükselmelere neden oldu. Son bir ayda liranın bu para birimleri karşısındaki değer kaybı yüzde 6-8 civarında.

Bu gelişmelerle birlikte, Merkez Bankası’nın yeniden faiz arttırımına gitmesi bir kez daha tartışma konusu.

Liradaki son radikal değer kaybı, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın hafta içindeki 135 milyar liralık (Yaklaşık 33 milyar dolar) teşvik paketi açıklaması sonrasında geldi. Bu paket, 23 proje için 19 firmaya destek verilmesini, bu yolla ihracatın artması, cari açığın ve işsizliğin azalmasını öngörüyor.

Erdoğan bu paketi açıklarken, bir kez daha soruyordu: “Faiz oranlarını aşağı düşürmedikten sonra, bu yatırım yapılabilir mi?”

Bu hafta açıklanan paket, 15 Temmuz 2016’daki darbe girişiminden sonra gelen dördüncü teşvik paketi. Görünen o ki, 2019’da, biri başkanlık seçimi olmak üzere, yaşamsal önemdeki üç seçim öncesinde Erdoğan iktidarı büyüme önceliğinin peşinde koşacak.

Türkiye, geçen yıl yüzde 7,4 oranıyla dünyada en fazla büyüyen ülkeler arasındaydı. Ancak bu büyüme, son 13 aydır yüzde 10-12 bandında seyreden çift haneli enflasyon, yüzde 10’un üzerinde işsizlik ve milli gelirin yüzde 5,5’i oranında yüksek cari açık eşliğinde gerçekleşti.

Buna liradaki aşırı değer kaybı da eklendiğinde, pek çok ekonomist kaygılı. Bazıları, liradaki yüksek değer kaybının, çift haneli enflasyona ve artan bütçe açığına karşın gerçekleştirilen yüksek büyümeden kaynaklandığı görüşünde. Ekonomideki dengesizliklerin giderilebilmesi için büyümenin yavaşlaması gerektiğini söylüyorlar.

Erdoğan’ın bu eleştirilere cevabı, ekonomideki diğer olumsuz gelişmelere karşı sıklıkla yinelediği gibi, dış güçler kaynaklı olduğu yolunda. Bu hafta birer-ikişer gün arayla yaptığı açıklamalardaki bazı sözleri şunlar:

“Bizi, döviz kuru, möviz kuru üzerinden terbiye edemezler. Onlar kendi başlarının çaresine baksın. Biz yolumuza kararlı bir şekilde devam ediyoruz.”

“Ekonomi üzerinden oyunlar oynuyorlar. Ekonomimize saldıranlara sesleniyorum, başaramayacaksınız.”

“Birileri ‘Fazla büyüme hayırlı, isabetli değil’ diyor. Niye? Kıskançlık, başka bir şey değil.”

Ancak, bu büyümenin topluma nasıl dağıldığı çok tartışmalı. Liradaki değer kaybı ve enflasyon, yaklaşık 17 milyon yoksulun harcanabilir gelirini yontuyor. Dövizdeki tırmanış, mal ve hizmet fiyatlarına zam olarak yansıyor. Yılbaşında 420 dolar karşılığı olan asgari ücret, bu hafta 390 dolara kadar düştü. Ortalama memur maaşı yılbaşında 830 dolardı, bu hafta 760 doları gördü. Lirayı güvenli hissetmeyenlerde tasarruf için yeniden dövize kayış var.

Erdoğan’ın düşük faiz karşılığı gelmesini beklediği doğrudan yatırımlarda da, son 10 yılda büyük oranda düşüş söz konusu. Avrupa Birliği’yle ilişkilerinin iyi olduğu, iktidarının yurtdışındaki en itibarlı döneminde, 2006-2008 yılları arasında, Türkiye’ye 56 milyar doların üzerinde doğrudan yatırım gelmişti. Bugün yabancıların doğrudan yatırım oranı 510 milyon doların biraz üstünde. Üstelik, yerli yatırımcının yurtdışına yaptığı yatırım, gelen yabancı yatırımdan neredeyse 270 milyon dolar fazla.

Oysa, yüksek cari açık ve kısa vadeli dış borçların döndürülebilmesi için, Türkiye’nin güçlü bir döviz akışına, doğrudan ve kalıcı yabancı yatırıma ihtiyacı var. Buna karşın, demokrasideki zaaflardan doğan hukuk açığı, güven kaybı ve öngörülemezlik yabancı yatırımcıları endişelendiriyor. Pek çok ekonomiste göre, ekonomide düzelmenin yolu herkesin önünü görebileceği bir ortam yaratmaktan geçiyor. Bunun reçetesi de, demokrasi ve hukuk devletinin yeniden inşası.

Stand: 13.04.2018, 22:00