Özel | Exklusiv: Türkiye, dünya basınına da sansüre hazırlanıyor | Die Türkei wird nun auch internationale Medien zensieren

 Symbolbild für die geplante Internetzensur mittels eines Gesetzentwurfs

Sansürsüz Türkiye - Özel

Özel | Exklusiv: Türkiye, dünya basınına da sansüre hazırlanıyor | Die Türkei wird nun auch internationale Medien zensieren

Von Kürşat Akyol

İktidarın yeni yasa tasarısı, dünyanın neresinde olursa olsun, internet üzerinden Türkiye’ye yönelik sesli ve/veya görüntülü yayın yapan tüm medya organlarının RTÜK tarafından denetlenmesini öngörüyor. RTÜK isterse, bu yayın organlarının web sitelerine Türkiye’den erişim engellenebilecek.

Zur übersetzten und redaktionell bearbeiteten Fassung der Kolumne:

Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Ahmet Arslan, geçen hafta Türkiye’yi yeni bir sansür yasa tasarısıyla tanıştırırken, eleştiriler hatırlatıldığında “milli güvenlik ve ahlaki değerlere” vurgu yapıyor, “Amacımız yanlışlığın önüne geçmek” diyordu. Bakan, sansür iddialarına “Bugün televizyonlarda sansür mü var?” sorusuyla cevap veriyordu.

Aslında kısmen haklı Bakan Arslan. Öyle bir hale geldi ki Türkiye basını, iktidar ne söyler, ne isterse onlar yazılabiliyor büyük çoğunlukla. Örneğin, 15 tane gazeteyi aynı anda okumak mümkün artık Türkiye’de. Hepsine tek tek bakacağınıza, herhangi bir tanesini alın yeterli. Çünkü, son kalan birkaç muhalif gazete hariç, hepsinde abartısız aynı şeyler yazılı.

Bu nedenle, bu muhalif medya organlarını takip edenler hariç, Türkiye’de milyonlarca kişi Washington merkezli düşünce kuruluşu Freedom House’un geçen ay yayınladığı “2018 Dünya Özgürlükler Raporu”ndan habersiz tabii ki.

Bu raporda Türkiye “kısmen özgür ülkeler” kategorisinden “özgür olmayan ülkeler” kategorisine alındı. Raporda, Türkiye’de geçen Nisan ayında yapılan referandumla gücün tek elde toplandığı, seçilmiş belediye başkanlarının görevden alındığı, hak savunucularının ve devlet düşmanı ilan edilen kişilerin keyfi soruşturmalara maruz bırakıldığı anlatılıyordu.

Tüm bunların sonucunda yurttaşların “hassas konularda” düşüncelerini açıklamaya çekindiği belirtiliyordu.

İstanbul’daki Bilgi Üniversitesi’nin geçen hafta yayınladığı bir araştırma, Freedom House’un bu saptamasının ne kadar yerinde olduğunu ortaya koydu. “Türkiye’de Kutuplaşmanın Boyutları” başlıklı araştırma, “sakıncalı bulunan konular”ın aile ve arkadaşlar arasında bile konuşulmak istenmediğini ayrıntılarıyla anlatıyordu. Bu tür konuları sosyal medyada tartışabileceğini söyleyenlerin oranı, yüzde 25.

Bakan Arslan soruyor, Türkiye’de sansür mü var? Oradaki bir gazeteci diyemiyor ki, “Sayın Bakan, 15 Temmuz 2016 darbe girişiminden sonra ilan ettiğiniz Olağanüstü Hal çerçevesinde çıkardığınız kanun hükmünde kararnameler ve Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) kararlarıyla 180’in üzerinde gazete, radyo ve televizyon kanalı kapatıldı.

YouTube’a erişimi 2 buçuk sene engellediniz, Wikipedia 9 aydır engelli. 150 binden fazla web sitesi ve 100 binden fazla haber linkiyle, sosyal medya hesap ve içerikleri engellenenler arasında.

Haberleri ve sosyal medya paylaşımları nedeniyle 150 civarında gazeteci hapiste. Türkiye, profesyonel gazeteciler açısından dünyanın en büyük hapishanesi.

Yalnızca bu yılın ilk gününden bu yana toplam 5 bin 500’den fazla sosyal medya hesabı incelendi, 1600’den fazlası hakkında yasal işlem yapıldı. Sizce tüm bunlar nedir? Türkiye’de sansür yok mudur?” diyemiyor.

Çünkü, o gazeteci o basın toplantısından çıkıp iş yerine ya da evine gidip gidemeyeceğini bilmiyor. Serde, gözaltı var, hapislik var.

Türkiye’de iktidar, içerideki yayın organlarıyla yetinmedi, şimdi internet üzerinden Türkiye’ye yönelik sesli ve/veya görüntülü yayın yapan dünyadaki tüm yayın organlarını hedef aldı. Birbirinden alakasız onlarca konuyu aynı yere sıkıştırıp, bir gece ansızın Meclis’te yasalaşan “Torba Yasa” uygulamalarının birine, bu yayın organlarının da, tıpkı Türkiye’deki radyo ve televizyon kanalları gibi RTÜK tarafından denetlenmesini öngören bir yasa tasarısı katıverdi.

Bu tasarı yasalaşırsa, bundan böyle internet üzerinden Türkiye’ye yönelik yayın yapan dünyadaki tüm sesli ve görüntülü yayın organları, RTÜK’ten lisans almak zorunda kalacak. RTÜK denetiminden geçemeyenler ya da lisansı iptal edilenler, bu kurulun talebi üzerine sulh ceza hakimliği tarafından erişime kapatılacak.

Örneğin, RTÜK kalkıp merkezi Köln’de olan Westdeutscher Rundfunk’a, “Bu yazıyı kaldır, bizim için sakıncalı” diyebilecek. “Ne alakası var? Burası ‘Sansürsüz Türkiye’” dediğinizde, “İyi o zaman, ben de lisansını iptal ediyorum, siteye ulaşımı engelliyorum” diyebilecek.

Siz buna sansür mü diyorsunuz şimdi? Yok, daha neler?

Stand: 13.02.2018, 18:29