Özel | Exklusiv: AB, Ankara’yla “stratejik ilişki”ye oynuyor | Die EU strebt eine „strategische Beziehung“ mit Ankara an

Deutsche und türkische Flaggen

Sansürsüz Türkiye - Özel

Özel | Exklusiv: AB, Ankara’yla “stratejik ilişki”ye oynuyor | Die EU strebt eine „strategische Beziehung“ mit Ankara an

Von Kürşat Akyol

Almanya önderliğindeki AB, Türkiye ile bugüne kadar olandan daha farklı, değişik ilişkiler arıyor. Fransa Cumhurbaşkanı Macron’un sözleri bu yeni politikayla ilgili ipucu veriyor: “Türkiye ile stratejik bir ilişkiye ihtiyaç var.” Bu, yeni bir AB politikasına işaret ediyor. Alışılagelmiş politikaları ve ruhuna aykırı.

Zur übersetzten und redaktionell bearbeiteten Fassung der Kolumne:

Bir yanda, Birleşmiş Milletler (BM) Suriye Özel Temsilcisi Staffan de Mistura’nın, Suriye’nin kuzeyindeki radikal İslamcı örgütlerin barındığı son yer olan İdlib’de “kusursuz bir fırtına”nın yaklaşmakta olduğu uyarısı; diğer yanda, Türkiye piyasalarında haftalardır kopan döviz fırtınası. Avrupa Birliği (AB), Türkiye ile ilgili bu iki soruna odaklanmış durumda.

Türkiye sınırındaki İdlib’de, dünya diken üstünde. Suriye’nin aylardır geliyorum diyen askeri müdahale olasılığının iyice artması, ABD’den Rusya’ya, İran’dan Türkiye’ye bölgedeki tüm etkin askeri aktörleri büyük bir gerilim içerisine soktu.

İdlib’de yaklaşmakta olan fırtınanın AB’yi en çok ilgilendiren yanı ise, yeni bir savaş durumunda yüz binlerce Suriyeli’nin daha Türkiye’ye göç edebilecek olması. AB, halihazırda 3 buçuk milyon Suriyeli sığınmacı barındıran Türkiye’nin, yeni bir akım karşısında bir kez daha Avrupa’yı tehdidiyle karşılaşmak istemiyor.

Zira, Türkiye ile AB arasında 2 buçuk yıl önce imzalanan geri kabul anlaşmasına karşın, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan yönetimi zaman zaman sınırları açabileceğini söylemişti.

AB’nin endişesi, yalnızca sığınmacı göçü değil kuşkusuz. Bunların arasında sızabilecek radikal İslamcı militanların Avrupa’yı yeni terör saldırılarının odağı haline getirmesi olasılığı da, büyük kaygı yaratıyor.

Diğer taraftan, ekonomisi Türkiye’yle yakın bir bağ içinde bulunan AB, son haftalarda, ABD'li rahip Andrew Brunson kriziyle paralel gelen Türk lirasındaki radikal değer kaybına seyirci kalmayacağını da gösteriyor. İlk işaretlerini, Almanya’nın söylemlerinden okumak mümkün. Zira, Angela Merkel hükümeti, finans krizi nedeniyle, gerekirse Türkiye’ye yardım yapılmasını ilke olarak kabul etmiş görünüyor.

Berlin, son birkaç yıldır “Ey AB!” diye özellikle Almanya, Fransa ve Hollanda’ya yüklenen, “Nazi benzetmesi” yapan Erdoğan yönetiminin, ABD krizi sonrasında sürpriz yeni bir sayfa açma girişimini de memnuniyetle karşıladı. Zira, bu ayın sonunda Erdoğan’ı misafir etmeye hazırlanıyor.

Ankara, buna karşılık AB’nin kendisinden beklediği adımları da, hızla, son birkaç hafta içinde attı.

Uluslararası Af Örgütü Türkiye Şubesi Başkanı Taner Kılıç ve iki Yunan askerinin serbest bırakılması bunlardandı. Ardından, Alman gazeteci Meşale Tolu’nun yurtdışına çıkış yasağının kaldırılması geldi. Almanya Dışişleri Bakanı Heiko Maas, bunu, “Türkiye’yle ilişkileri iyileştiren bir adım” olarak gördüklerini söyledi.

Ancak, Ankara’nın en radikal adımlarından biri “Reform İzleme Grubu” diye anılan yapının, 3 yıl sonra “Reform Eylem Grubu” adı altında toplaması oldu. Bu yapı, AB’yle uyum için oluşturulmuştu.

Dışişleri, adalet, içişleri ve hazine bakanlarının geçen hafta yaptığı toplantıya, demokrasi, hukuk, adalet, özgürlük ve insan hakları gibi sözcükler damga vurdu. Ankara, yargı reformu sözü verdi. Tüm bunlar, en azından son birkaç yıldır Ankara’dan duyulmayan sözlerdi.

Oysa, reform sözü veren bu grubun İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, gözaltında kayıpları ve faili meçhul cinayetleri 23 yıldır protesto eden kayıp yakınlarının 700’üncü hafta eylemini daha birkaç gün önce yasaklamıştı. Kamuoyunda “Cumartesi Anneleri” olarak bilinen kayıp yakınlarına, muhalif milletvekillerinin de katılmasına karşın, polis gaz ve plastik mermiyle müdahale etmişti.

AB, Ankara’nın demokrasi, hukuk ve yargı alanındaki reform sözlerini memnuniyetle karşılarken, Türkiye’nin en uzun insan hakları eylemini yapan Cumartesi Anneleri’ne yönelik bu yasak ve şiddetli müdahaleyi görmezden geldi. Bu, AB’nin bugüne kadar alışılagelmiş politikalarına ve AB ruhuna aykırı.

Görünen o ki, AB, bu yeni politikasıyla, tıpkı Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un ifade ettiği gibi, Ankara’yla, bugüne kadar olandan daha farklı, değişik ilişkiler arıyor. Birlik, Macron’un “Türkiye ile stratejik bir ilişkiye ihtiyaç var” sözleriyle vurguladığı, yeni bir yaklaşıma oynuyor. Bu da, Türkiye için AB’nin dışı.

Stand: 02.09.2018, 15:00