Özel | Exklusiv: Dip dalga geliyor mu? | Kommt etwa ein unerwarteter Gegenwind für die Regierung?

Istanbul: Anhänger des türkischen Präsidenten Recep Tayyip Erdogan bejubeln seine Ankunft auf einer Wahlkampfveranstaltung

Sansürsüz Türkiye - Özel

Özel | Exklusiv: Dip dalga geliyor mu? | Kommt etwa ein unerwarteter Gegenwind für die Regierung?

Von Kürşat Akyol

AKP ve tabanını yakından izleyen bir uzmanın analiziyle, bu kitlenin büyük bir bölümü aylık 1.800 / 2.000 lira civarında bir gelire sahip. Yükselen fiyatlarla geçimlerini sağlayabilmek için aylık gelir ihtiyaçları 3.000 / 3.500 liraya çıktı. Soru şu: “Bu yeni bir dip dalga beklentisine neden olabilir mi? Hükümet bu kitleye sağladığı sosyal yardımları istenen düzeye yükseltebilecek mi?” Bugünkü bütçe gelirleriyle pek mümkün görünmüyor. Bunun iki temel nedeni var.

Zur übersetzten und redaktionell bearbeiteten Fassung der Kolumne:

‘Dip dalga geliyor’, 24 Haziran’da yapılan Cumhurbaşkanlığı ve Meclis seçimleri öncesinde sık tekrarlanan önermelerden biriydi. Lakin, gerçekleşmediği gibi, büyük bir hayalkırıklığı yarattı. Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) cumhurbaşkanı adayı Muharrem İnce’nin seçim gecesi ortadan kaybolup, gece yarısı bir televizyon kanalına “Adam kazandı” mesajı iletmesi, bu beklenti içindeki kitlede büyük tepkiye yol açtı. İnce’nin adı bu kez, 31 Mart 2019’da yapılacak yerel seçimlerde İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı için geçiyor. Rakibinin Meclis Başkanı ve son başbakan Binali Yıldırım olması bekleniyor. Ama konumuz rakipler değil, dip dalga.

Soru şu: Malum ekonomide durumlar pek parlak değil. Enflasyon yükseliyor, işsizlik artıyor, satın alma gücü düşüyor. 1990’ların başında ABD’de Merkez Bankası Başkanı Alan Greenspan’in hatırlarda kalan “It’s economy, stupid” söylemi, 31 Mart gecesi Türkiye’de geçerli olabilir mi?

Şu anda çok dillendirildiği söylenemez. Fakat, özellikle ağustos ayında doların 7, Euro’nun 8 TL’yi geçtiği sert dalgalanma, enflasyonu, fiyat artışlarını ve dip dalga söylemlerini ciddi oranda yükseltmişti. Rakamlara çok fazla dalmadan birkaç veri paylaşalım. 2018’e girerken Merkez Bankası’nın uyguladığı faiz oranı yüzde 8,5’tu, bugün yüzde 24. Yeniden iki haneli oranlara fırlayan tüketici enflasyonu yüzde 25’i, üretici enflasyonu yüzde 45’i gördü.

Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak öncülüğünde ‘Enflasyonla Mücadele Planı’ çerçevesinde fiyat artışlarına yönelik ciddi bir kampanya başlatıldı. Amacına ulaştı mı? O şüpheli. Çünkü, ağustos ayında dövizdeki yüzde 20’yi bulan sert yükselişin yansıması, eylül ayı başında enflasyon oranlarında kendini gösterdi. Eylül ayı başında açıklanan enflasyon, fiyat artışları alışveriş sepetine ciddi bir biçimde yansıdı. Her ne kadar kasım ayı enflasyonu yüzde 1,44 oranında gerilediyse de, yıllık bazdaki enflasyon oranı şu an 21,62.

Dip dalgayı getirir mi bu gelişmeler? Seslendirilmeyen endişeler var mı?

Herkes biliyor ki, Adalet ve Kalkınma Partisi’nin (AKP) tabanını oluşturan yoksul kitlenin ciddi bir kısmı, hükümetten aldığı sosyal yardımlarla geçiniyor. Bütçe görüşmelerinde gizliliği ortadan kalktı, 22 milyon yurttaşın geçim kaynağı bu. Yükselen enflasyon, bu kitlenin geçinme düzeyini ciddi bir düzeyde olumsuz etkiliyor.

AKP ve bu kitleyi yakından izleyen bir uzmanın analiziyle, büyük bir bölümü aylık 1.800 / 2.000 lira civarında bir gelire sahip. Yükselen fiyatlarla geçimlerini sağlayabilmek için aylık gelir ihtiyaçları 3.000 / 3.500 liraya çıktı. Soru şu: “Hükümet bu kitleye sağladığı sosyal yardımları bu düzeye yükseltebilecek mi?”

Bugünkü bütçe gelirleriyle pek mümkün görünmüyor. Bunun iki temel nedeni var, yüzde 40’lara yükselen kredi faizleriyle boğuşan şirketlerin artan maliyetleri, tahsilat sıkıntıları, vergi ödemelerini yapmamalarının yolunu açıyor. 2001 krizinde bile yüzde 58’in altına düşmeyen Katma Değer Vergisi tahsilat oranları, yüzde 30’un altına düşmüş durumda. “Yeni bir vergi affı çıkar nasılsa, seçimler yakın” anlayışında olan işletmeler, tahsilat sorunu nedeniyle vergi ödemelerini ötelemeyi tercih ediyor.

Merkezi bütçeyi besleyen temel gelirlere de, akaryakıt, içki/sigara ve otomobil gibi alanlar kalıyor. Özellikle de otomobil satışları için getirilen vergi indirimini böyle okumak gerektiğini anlatıyor ekonomistler. Sonuçta, hükümetin gelir kaynaklarındaki akışı bir miktar daha artırması gerekiyor. Mümkün mü?

Bugünkü koşullarda pek mümkün görünmüyor. Sosyal yardımları arttıramayınca, “Enflasyonu düşüremiyorum ama fiyat artışlarını kontrol etmek, sizlerin satın alma gücündeki aşınmayı azaltmak için uğraşıyorum” mesajı vermeye çalışıyor. Eylül ayından itibaren zabıta kontrolleri, ‘şikayet hattı’, gazetelerdeki kampanyalar ve soğan depoları basılarak enflasyonla mücadele yürütülüyor.

Mart ayı sonuna kadar hala 4 ay var. Ancak, vergi şampiyonu şirketlerin bile konkordato haberleri saklanamaz boyuta geldi. İşsizlik oranında düşüş yok. Yaşam koşulları, satın alma gücündeki azalma, enflasyon ve küçülme kendini daha sert şekillerde göstermeye devam edebilecek gibi görünüyor.

Peki, bu süreçte yoksul kitledeki hoşnutsuzluk artar mı? Sizce yerel seçimlerde, bir dip dalgaya neden olur mu? Ne dersiniz?

Stand: 07.12.2018, 15:15