Özel | Exklusiv: Fehim Işık: Türkiye ile SDG arasındaki "Güvenli Bölge" pazarlığının galibi ABD

John Bolton (2.v.r), Sicherheitsberater der USA, mit seinem türkischen Amtskollegen Ibrahim Kalin

Sansürsüz Türkiye - Özel

Özel | Exklusiv: Fehim Işık: Türkiye ile SDG arasındaki "Güvenli Bölge" pazarlığının galibi ABD

Von Burhan Ekinci

Suriye’de uluslararası ve bölgesel güçler arasında baş döndürücü bir diplomasi trafiği var. Gündemde iki önemli bölge var: Cihatçıların kontrolündeki İdlib ve Suriye Suriye Güçleri’nin denetimindeki Fırat'ın doğusu olarak tarif edilen bölge, yani Kuzey Suriye... Her iki bölgede aktör olan bölgesel güç ise Türkiye. Ankara bir yandan Rusya ile İdlib konusunu, diğer yandan da Amerika ile Fırat'ın doğusunu görüşüyor. Amerikalı askeri heyet bir kaç gündür Ankara’ydı ve “güvenli bölge” için Türk yetkililerle toplantılar yaptı. Her iki taraf detay vermedi, ama uzlaştıklarını duyurdu. Peki, bu uzlaşı ne anlama geliyor? Türkiye ve Kürtlerin talepleri neler? Bu uzlaşma Erdoğan’ın istediği Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Fırat’ın doğusuna askeri müdahale riskini ortadan kaldırıyor mu? Ortadoğu’yu özellikle de Kürt bölgesini yakından takip eden deneyimli gazeteci Fehim Işık ile konuştuk.

ABD ile Türkiye arasında diplomasi trafiğine neden olan “Güvenli Bölge” nereleri kapsıyor?

Rojava’nın Cizre bölgesinin Derik kasabasından Kobani’nin en uç noktasına kadar yaklaşık 450 km’lik bir sınır hattını kapsıyor. Bu hat, Afrin’e kadar olan bölgeyi de içine katarsak, yaklaşık 600 km’lik bir uzunlukta. Türkiye bu hat boyunca 32 km derinlikteki bir alanın kontrolünün kendisine bırakılmasını istiyor. Bu bölgeden kendisine gelecek olası saldırıların önlenmesi gerekçesini öne sürüyor. Türkiye’nin kontrolünü istediği alan Rojava’da Kürtlerin yaşadığı bölgenin neredeyse tamamını kapsıyor. Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi, güvenli bölgenin en fazla 5 kilometre derinliğe kadar olmasını kabul ediyor. Bu derinliğin aynı zamanda ilçe ve il merkezleri ile yerleşim yerlerinde olmaması gerektiğini söylüyor. ABD ise Fırat’ın doğusunda “Güvenli Bölge” için 5 ile 14 kilometrelik derinlikteki bir alanı kapsayacak bir plan ile masaya oturdu.

Fırat’ın doğusu denilen bölge nereleri kapsıyor?

Bölge, Kobani’den başlayıp Irak sınırına kadar giden Suriye’nin kuzeyini kapsıyor. Büyük kentler olarak, Kobani, Serêkaniyê, Tel Abyad, Amudê, Kamışlo, Derik, Haseki gibi şehirler var. Arap nüfusu ağırlıklı olan Rakka da Fırat’ın doğusunda. Suriye’nin yaklaşık dörtte bir büyüklüğüne isabet eden bir bölge.

Türkiye’nin planı kabul edilirse, bu şehirler Ankara’nın denetimine mi verilecek?

Neredeyse öyle. Örneğin Kobani ,Tel Abyad, Amudê, Derik, Serêkaniyê ve bölgenin en büyük kenti olan Kamışlo, Türkiye’nin kontrolünde olacaktı.

Yani Türkiye’nin planının kabul edilmesi durumunda, Suriye’de Kürtlerin yaşadığı coğrafyanın yüzde 90’ı Ankara’nın denetimine geçmiş olur.

Bu bölgeler SDG’nin IŞİD’den temizlediği bölgeler. Ankara, bu bölgelerin kendisine teslim edilmesini mi istiyor?

Türkiye, IŞİD ve El Nusra gibi örgütler üzerinden 2012 Ocak ayından beri, bu bölgelerin kontrolü eline almak istedi. 2012’de Türkiye’nin himayesinde Kuzey Afrika’dan getirilen El Nusra üyeleri Ceylanpınar’dan Serekaniye kasabasına girerek henüz askeri güçlerini yeni yeni oluşturan Kürtlere saldırdılar. El Nusra başarılı olamadı. 2013 yılında Suriye’ye yönelen IŞİD, 2014 yılının Ağustos ayında Kobani’ye yönelik saldırılar başlattı. Bu saldırılarla istediğini elde edemeyen Türkiye, şimdi tehditvari bir üslupla “ya dediğimi yaparsınız ya da bölgeyi ateş çemberine dönüştürürüm” diyerek bölgeyi bu kez farklı biçimde denetimine almak istiyor. Türkiye’nin yaşama geçirmek istediği bu planı SDG kabul etmiyor, etmeyecektir de...

Washington spielt mit Kurden | Washington Kürtler ile oynuyor

Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) planı nedir? Onlar ne istiyor?

Bu konuda en son açıklama (6 Ağustos) SDG komutanlarından Mazlum Abdi’den geldi. Abdi “Biz savaşmak istemiyoruz, bölgedeki sorunların diyalogla çözülmesinden yanayız. Savaşı ortadan kaldıracak her türlü adımı atmaya hazırız” dedi. Kabul etmedikleri tek şey; Türkiye’nin planı... Bunu çok net söylüyorlar. Bölgenin güvenliğinin sağlanması konusunda uluslararası bir gücün, belirlenen bölgelere, yani Türkiye ile Suriye arasındaki 600 km’lik sınır hattına yerleşip böylece iki taraf arasında yaşanması muhtemel bir savaş riskini ortadan kaldırabilecek bir güce razılar. Son yaklaşımdan anladığımız, konsensüs sağlanması ve tehditlere son vermesi durumunda Türkiye’nin de Uluslararası Koalisyon’un bir bileşeni olarak sınır bölgesine yerleştirilecek gücün içinde bulunmasına da karşı çıkmıyorlar. Türkiye’ye tehdit olmadıklarının altını çizen Rojavalı yöneticiler, Türkiye’nin işgal planı yaptığını belirterek böylesi bir plana karşı savaşmaktan çekinmeyeceklerini de sözlerine ekliyor.

SDG, “Güvenli Bölge”de görev yapacak uluslararası gücün sivil yerleşim yerlerinde olmasını istemiyor. Buna karşılar. “Güvenli Bölge’nin sivil yerleşim yerleri dışındaki sınır bölgelerinde bulunmasına karşı değiller. Ayrıca bölgedeki güvenlik alanının yerel askeri güçlerin kontrolünde olmasını savunuyor, bunun yaşama geçmesi halinde ise YPG ve SDG’ye bağlı güçlerin geri çekileceğini, Türkiye’ye karşı tehdit unsuru olarak kullanabilecek ağır silahların da menzil dışına çıkarılmasına karşı çıkmayacaklarını belirtiyorlar.

Amerikalı askeri heyet ile Türk yetkililer 5-7 Ağustos’ta Ankara’da toplantılar yaptı. Taraflar, toplantıda uzlaşma sağlandığını duyurdu. Bu uzlaşma ne anlama geliyor, nasıl yorumlamak lazım?

Toplantının üç gün sürmesi zorlu bir pazarlığın olduğunu gösteriyor. Toplantı sürerken ve öncesinde yapılan açıklamalar vardı. Erdoğan çok net ifadelerle “Fırat’ın doğusuna gireceğiz” dedi. ABD savunma Bakanı da “tek taraflı askeri operasyona müsaade etmeyecekleri”nin altını çizdi. Tarafların sıkıntılı olduklarını bu açıklamalar gösteriyordu. Toplantı sonrası ise hem ABD, hem Türkiye,  üç maddede uzlaştıklarını açıkladı. Tam anlamıyla bir anlaşma demek mümkün değil. Bir uzlaşmadan bahsedebiliriz. SDG’nin “uzlaşmaya da savaşa da hazırız” anlamına gelen tutumu, Türkiye’yi ABD’nin belirlediği sınırlar içine çekti kanısındayım. Bu uzlaşının yaşama nasıl geçeceğinin, takvimin nasıl olacağının detayları henüz bilinmiyor. Bu uzlaşma, üçüncü tarafla yani SDG’yle de konuşulacak elbet. Belki de konuşuluyor. Asıl olarak pratik adımlar atılmaya başladığında işin rengi daha fazla görünür olur. Pratik adımlar atılırken süreç daha olumlu bir noktaya evrilebileceği gibi olumsuz bir noktaya da evrilebilir. ABD yeni bir çatışma zemini oluşmadan zaman kazanmaya ve sorunun çözümünü iki tarafı uzlaştırarak çözmeye dönük bir çaba içinde. Türkiye belli ki, kamuoyuna açıklanan üç maddedeki uzlaşıyı zorunlu olarak kabul etmiş. Türkiye’de şiddet ve çatışmadan beslenen istikrarsız tekçi yönetim, özellikle de Cumhurbaşkanı Erdoğan, sıkıştığını hissettiği anda yeniden eski tehdit diline dönebilir.


Uzlaşılan üç madde neyi kapsıyor?

Türkiye, bölgenin askeri güçlerini “terörist” olarak tanımladığından, kendisi için tehdit oluşturduğunu ileri sürüyor. Bu konuda her iki tarafta acilen tedbirlerin alınacağı ve güvenlik kaygılarının giderileceğini, ilk madde olarak açıkladı.

Yani,  Türkiye’nin savunduğu 32 km’lik derinlik planının kabul edildiği anlamına mı geliyor?

Hayır, bu planın kabul edildiği anlamına gelmiyor. Görünen o ki, Türkiye’ye “sen güvenlik kaygısı taşıyorsan, ben senin güvenlik kaygılarını giderecek adım atıyorum’ denildi. Türkiye de bu konuda bir uzlaşma noktasına vardı. Ayrıntılarına ilişkin detaylar yok. Ancak SDG’nin dediklerinin bir şekille kabul edildiği görülüyor... Büyük olasılıkla yerleşim noktalarına girilmeyecek. Yeni bir aksiyon yaşanmaz ise bazı bölgelerde 5, bazı bölgelerde 3 veya 8 km olur farketmez, ama nihayetinde bölgenin kontrolünü sağlayacak askeri güçler bölgeyi gözlem noktaları üzerinden ya da devriyelerle, Uluslararası Koalisyonun denetiminde gözetlerler gibime geliyor.

Diğer uzlaşı sağlanan maddeler...

İkinci maddede, Müşterek Harekat Merkezi’nin en kısa sürede Türkiye’de oluşturulması konusunda uzlaşı sağlandığı açıklandı... ABD ile Türkiye, bir hparekat merkezi oluşturulmasına karar vermişler.

Üçüncü madde ise, Suriyelilerin güvenli bir şeklide yeniden ülkelerine gönderilmesi. İki tarafın yaptığı açıklamada bu konularda uzlaşıldığı açıklandı.

Bu uzlaşma Erdoğan’ı tatmin eder mi?

Erdoğan’ın ABD ile uzlaşı sonrasındaki ilk açıklamasında eski tehditvari dili durulmuştu. Adımların Amerika ile beraber atılacağını tarih vermeden belirtmekle yetindi. Hem ABD Ankara Büyükelçiliği, hem de Milli Savunma Bakanlığı’nca yapılan açıklamalarda, Türkiye’nin taleplerinin karşılandığı yönünde bir tablo görünmüyor. Ankara’nın, özellikle de Erdoğan’ın bu tablodan çok hoşnut olduğu inancında değilim. ABD, bir şekilde tarafların uzlaşabileceği en dip noktayı bulup bunun üzerinden bir pazarlık unsuru geliştirmiş. Bunun Türkiye’yi hoşnut etmediği belli. Kanımca, Türkiye kadar olmasa da Rojava’daki askeri ve siyasi güçlerin de tamamen hoşnut olduğunu söylemek güç.

Türkischer Panzer im Grenzgebiet zu Syrien.

Türkiye’nin Fırat’ın doğusuna askeri müdahale riski ortadan artık kalktı, diyebiliyor musunuz?

Erdoğan sınıra 100 bin asker yığmış. Bu uzlaşma ile önümüzdeki kısa vadede bir askeri operasyonun yaşama geçmesinin pek olası olmadığını söyleyebiliriz. Fakat hiçbir tehdit ortada yokken, Türkiye’ye tek bir mermi sıkılmamışken, Erdoğan çok rahatlıkla “Afrin’e girdik, Fırat’ın doğusuna da gireceğiz” demekten imtina etmedi.

Yarın farklı bir tablo ortaya çıktığında Erdoğan yeniden bunu yapar mı?

Yapabilir. Ben son açıklanan uzlaşma ile her şeyin çözüldüğünü düşünmüyorum. Ayrıntılar Türkiye açısından iç açıcı olmayabilir. Ayrıca Türkiye’yi yöneten AKP-MHP-Ergenekon Koalisyonu ne yazık ki, diyalog ve müzakerelere kapalı. Bu yüzden askeri operasyon seçeneği masadan kalkmış değil, inancındayım. Türkiye’de, ABD’ye rağmen adım atacak bir siyasi aklın iktidarda olduğunu, gözden çıkarmamak gerek. Ama belli ki, koşullar Ankara’yı bu uzlaşmaya zorlamış.

Türkiye’yi yöneten Erdoğan liderliğindeki koalisyon eğer kendi iktidarı açısından risk görür ise bölgede savaşı büyütmeye dönük bir aksiyon geliştirmeye niyet edebilir. ABD ile yürütülen görüşme ve uzlaşıya rağmen, Türkiye’nin Rojava’ya saldırı riski henüz tamamen ortadan kalkmış değil.

ABD’ye rağmen bölgeye askeri müdahalede bulunabilir mi?

ABD’ye rağmen yapabilir. Türkiye açısından risk ne olur ne olmaz, o ayrı tabii. Ancak sonuçta Türkiye’yi yöneten akıl savaşı büyütmekten imtina etmeyebilir. 2015 yılından bu yana seçimle kaybettiği iktidarını çatışma ve savaş yöntemiyle koruyan bir akılla karşı karşıyayız. İçte zayıflamış, seçimlerde kaybetmiş ancak hala yönetim gücünü elinde tutan bir iktidar var. Demokratik seçimlerin yapılması durumunda, iktidarı tamamen kaybedeceklerini biliyorlar. Bunu yaşamamak için farklı zeminlerde savaşı büyütmeye yönelik adımlar atabilirler. Bu, iktidarın kendi geleceğini kurgulamaya dönük bir oyun... Türkiye’de demokratik bir rejimden bahsetmek mümkün değil. Baskıcı, tekçi, zorba bir rejim her an askeri saldırılara yönelebilir. Çünkü rejimin devamlılığı için düşman gerekli. İktidar açısından en kolay düşman ise Kürtler…

Olası bir saldırı bölgeyi nasıl etkiler?

Öncelikle Türkiye-Suriye sınırındaki 600 km’lik hat savaşa kilitlenir. Sınır hattı boyunca, köyler, kasabalar, büyük şehirler var. Mardin, Kilis, Hatay var, karşı tarafta Kobani, Tel Abyad, Kamışlo gibi kentler var. Tüm bu alanların ateş topuna dönüştüğünü düşünün.

Bölgede, 2012 yılından beri silahlı gücünü oluşturan ve giderek büyüyen, bugün 100-150 bin kişilik gücüyle IŞİD’i Ortadoğu’dan süpüren bir güçten bahsediyoruz. SGD, hemen teslim olacak bir güç değil. Afrin harekatı gibi olmaz.

Tam bu gelişmeler yaşanırken PKK lideri Abdullah Öcalan ile avukatlarının yeni bir görüşme yaptığı açıklandı. Bu tesadüf mü?

Tesadüf olduğu kanısında değilim. Sonuçta Kuzey ve Doğu Suriye’nin fikri ve felsefik mimarı Öcalan. Suriye Demokratik Meclisi ile Suriye Demokratik Güçleri, yani bölgenin hem siyasi hem de askeri güçleri Öcalan’ın söylemlerinin kendileri için belirleyici olduğunu birçok kez açıkladılar. Durum bu iken Öcalan’ı bu gelişmelerin dışında tutmak, çözüm üretmez. Öcalan tüm taraflarla birebir görüşecek durumda olmayabilir ama fikirleriyle, önerileriyle sürecin önemli aktörlerinden biridir. Bu nedenle, bir tesadüften söz edemem.

burhanekincii@gmail.com

twitter @brhekinci

Stand: 08.08.2019, 18:19