Özel | Exklusiv: Türkiye’de adaletin, ülke tarihinin en kanlı terör saldırısıyla sınavı | Der blutigste Anschlag in der Geschichte der Türkei stellt die Justiz auf Probe

Bombenanschlag in Ankara

Sansürsüz Türkiye - Özel

Özel | Exklusiv: Türkiye’de adaletin, ülke tarihinin en kanlı terör saldırısıyla sınavı | Der blutigste Anschlag in der Geschichte der Türkei stellt die Justiz auf Probe

Von Kürşat Akyol

10 Ekim 2015 günü, Ankara Garı önünde birkaç saniye arayla patlayan iki canlı bomba, en az 100 kişinin ölümüne, yüzlercesinin de yaralanmasına yol açtı. Yaklaşık 2 yıldır süren davanın bu hafta sonuçlanması bekleniyor. Ancak, mağdur avukatlarına göre davada, hem saldırının faili olduğu iddia edilen IŞİD’in gerçek rolünün, hem de devletin sorumluluğunun üstü örtülmek isteniyor.

Zur übersetzten und redaktionell bearbeiteten Fassung der Kolumne:

Türkiye’de bu hafta yakın siyasi tarihin en önemli davalarından birinin sonuçlanması öngörülüyor. Bu dava, geçmişinde 50’ye yakın canlı bomba saldırısı bulunan Türkiye’deki en kanlı intihar saldırısı hakkında.

10 Ekim 2015 günü, sol görüşlü Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu, Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu, Türk Tabipleri Birliği ve Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği’nin çağrısıyla yapılması planlanan “Barış Mitingi” öncesinde on binlerce gösterici Ankara Garı önünde toplanırken, sabah saat tam 10:04’te birkaç saniye arayla patlayan 2 bombanın aldığı 100’den fazla can ve yüzlerce yaralıyla ilgili.

Çoğunlukla Kürtler’in desteklediği Halkların Demokratik Partisi, pek çok sol parti ve sivil toplum örgütü de bu mitingin etkin katılımcıları arasındaydı. Miting, 2002 yılından beri ülkeyi yöneten siyasal İslamcı Adalet ve Kalkınma Partisi’nin (AKP) tek başına iktidarı ilk defa yitirdiği 7 Haziran seçimlerinden sonraydı.

20 Temmuz’da Irak-Şam İslam Devleti (IŞİD) örgütünün yaptığı iddia edilen Suruç katliamından da sonraya rastlıyordu. Bu intihar saldırısında ölen 30’dan fazla genç, IŞİD kuşatmasından kurtulan Suriye’nin kuzeyindeki Kürt yerleşim birimi Kobani’nin yeniden inşasına destek vermek amacıyla, sınırın hemen öte tarafında toplanmıştı.

Ardından, 2 Ağustos’ta Ağrı’nın Doğubayazıt ilçesine PKK’nın yaptığı ileri sürülen canlı bomba saldırısı geldi, 3 güvenlik görevlisi öldürüldü; aralarında sivillerinde bulunduğu onlarca kişi yaralandı.

Böyle kanlı bir süreçte, Ankara’da toplanan on binlerce kişi barış talep edecekti. Fırsatları olmadı. Öldükleri, yaralandıklarıyla kalmadılar, pek çok görgü tanığının ifadesiyle, bombalar patladıktan sonra polisin gazlı ve plastik mermili saldırılarıyla da karşı karşıya kaldılar.

Şimdi de, yargıyla karşı karşıyalar. Çünkü, mağdur avukatlarına göre, yaklaşık 2 yıldır görülen davada bir dirhem ileri doğru yol alınamadı. Davada, saldırıdan sorumlu olduğu ileri sürülen ve IŞİD üyesi olmakla suçlanan 36 kişi yargılanıyor. Bunlardan 17’si firari.

Savcı, geçen Haziran ayındaki son duruşmada esas hakkındaki mütalaasını verdi. Avukatlara göre, bu mütalaa, yargılamanın başlamasına neden olan iddianameden bile geride. Yalnızca, 9 sanık hakkında ömür boyu ağırlaştırılmış hapis cezası talep ediliyor. Firari sanıklardan 16’sının davasının ayrılması talep edilirken, diğer sanıklara örgüt üyeliği ve silah ve patlayıcı bulundurmaktan ceza isteniyor.

Oysa, avukatlara göre, saldırının yapılacağı konusunda devletin bilgisi vardı. Bunu bile bile önlem almadığını savunuyorlar. Piyonların mahkum edilerek, hem IŞİD’in yönetici kadrosunun, hem de devletin sorumluluğunun üstünün örtülmeye çalışıldığını ileri sürüyorlar.

Öyle ki, avukatlar, saldırıyı inceleyen müfettiş raporlarının katliamın istihbarat servisleri ve polis tarafından önceden bilindiğini ortaya koyduğunu söylüyor. Hatta, intihar saldırganlarından birinin adının bu istihbarat raporlarında yer aldığını iddia ediyorlar. IŞİD’in, katliamın faili olduğu ileri sürülen Gaziantep ve Adıyaman’daki hücre örgütlenmesinin bilindiği ve devletin buna göz yumduğu görüşündeler. Savcılık iddianamesinde katliamı planlayan olduğu iddia edilen kişinin izlendiğini, ses kayıtlarının olduğunu, ama gözaltına bile alınmadığını söylüyorlar.

10 Ekim davası, siyasal sonuçları nedeniyle, yalnızca bir kitlesel katliam davası değil. Adaletin, 80 milyonluk bir ülkedeki siyasi değişim ve barış taleplerine yönelik kanlı bir saldırıyla sınavı. Çünkü, öncesindeki 2 intihar saldırısının ardından gelen bu katliam, çok önemli siyasi sonuçlara da etken oldu. 1 Kasım’da yapılan erken genel seçimlerde, AKP yüzde 50’ye yakın oyla yeniden tek başına iktidara geldi. Dönemin başbakanı Ahmet Davutoğlu, saldırıların oylarını arttırdığını söylemekten imtina etmedi.

Mağdur ve avukatların iddialarına göre, bu dava alelacele sonlandırılmak isteniyor. Bu nedenle, bu hafta verilmesi beklenen kararın, adalet bekleyen hiç kimsenin yüreğine su serpmeyeceğini söylüyorlar.

Ama bu durum, davanın peşini bırakacakları anlamına gelmiyor. Bu davayı, açılacak yenileriyle takip etmekte kararlı olduklarını belirtiyorlar.

Stand: 31.07.2018, 17:45