Özel | Exklusiv: OHAL olağanlaşmıyor, daha da olağan dışı hale geliyor | Keine Rückkehr zur Normalität, im Gegenteil...

Der türkische Staatspräsident Recep Tayyip Erdogan im türkischen Parlament

Sansürsüz Türkiye - Özel

Özel | Exklusiv: OHAL olağanlaşmıyor, daha da olağan dışı hale geliyor | Keine Rückkehr zur Normalität, im Gegenteil...

Von Kürşat Akyol

OHAL, anayasaya uygun bir uygulamaydı. Zira anayasa, hükümete, tehdit ortamlarında bunu uygulama yetkisi veriyor. Ancak, yerine getirilmek istenen tasarı anayasaya aykırı. Buna bir de sivil toplum örgütlerinin Cumhurbaşkanlığı tarafından denetlenmesi eklendiğinde, muhalefeti daha da karanlık günler bekliyor olabilir.

Zur übersetzten und redaktionell bearbeiteten Fassung der Kolumne:

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, başkan seçildiği 24 Haziran seçimleri öncesinde muhalefeti en çok şaşırtan vaatleri demokrasi, özgürlük ve hukuk devleti hakkındakiler olmuştur herhalde. 

Neredeyse 2010 yılından bu yana Türkiye’yi “tek adam” yönetimiyle yöneten, bir sözüyle yüzde 50’ye yakın oyla seçilmiş bir başbakanı görevden alıp, bir başka bakanı göreve getiren, 2 yıldır süregelen Olağanüstü Hal (OHAL) boyunca muhalefete nefes aldırmayan Erdoğan, daha geniş özgürlükler ve bağımsız yargıdan söz ediyordu. 

Dahası, 15 Temmuz 2016’daki kanlı darbe girişiminden sonra 7 kez 3 ayda bir uzatılan OHAL’in kaldırılacağını söylüyordu. Zira, OHAL’in bilançosu gerçekten korkunçtu.

130 binden fazla kişi 35’ten fazla kanun hükmünde kararnameyle kamudaki görevlerinden ihraç edilmiş, aileleriyle birlikte açlığa mahkum edilmişti. Bazı hukukçular bu kişilerin durumunu “sivil ölüm” diye açıklıyordu. Çünkü, yalnızca kendileri değil, aileleri de darbeci damgası yediği için, bırakın kamuda, herhangi bir inşaatta bile iş bulamıyorlardı. Bunların arasında, darbeci bir yapıyla alakası bulunması mantık çerçevesinde imkansız binlerce solcu ve Kürt vardı.

Bu 2 yılda, 100’e yakın belediyeye kayyum atandı. 90’dan fazlası Kürt seçmenin ağırlıklı olduğu kent ve ilçelerin belediye başkanıydı.

1400’den fazla dernek, 145 vakıf, 29 sendika, 170’ten fazla medya organı ve 15 üniversite kapatıldı. Hapisteki 150 civarında gazeteciyle, Türkiye dünyanın en büyük gazeteci hapishanesi oldu. 7 grev yasaklandı. Binlerce kişi işkence gördü, on binlerce kişinin pasaportları iptal edildi.

Ama, belki de tüm bunlardan daha vahimi, Türkiye bir korku ülkesine dönüştü. Basın sansür ve otosansür nedeniyle haber veremez, haksızlığa uğrayanlar yargıdan medet umamaz, sosyal medyada bile iktidar eleştirilemez hale geldi.

Şimdi iktidar OHAL’i kaldırdı ama, yerine getirmeye çalıştığı 25 maddelik çok tartışmalı yeni yasa tasarısıyla bu uygulamayı fiilen en az 3 yıl daha sürdürme amacında. Tasarı, toplu olarak işlendiği öne sürülen suçlarda gözaltı süresini, 3 yıl süreyle 12 güne kadar uzatıyor. İnsan hakları gözlemcilerine göre, bu daha fazla işkence iddiası demek.

Tasarıda, kamudaki ihraçların da, idari kararlarla 3 yıl daha sürmesi öngörülüyor. Valilere, kişilerin illere giriş-çıkışlarını ya da bazı yerlerde bulunmalarını yasaklama yetkisi veriliyor. Gösteri hakkı, hava karardıktan sonra geçerli değil. Özel izinle gece sürebilenler de, en geç 24.00’te son bulmak zorunda.

OHAL, anayasaya uygun bir uygulamaydı. Zira anayasa, hükümete, tehdit ortamlarında bu tür düzenlemeleri uygulama yetkisi veriyor. Ancak, OHAL yerine getirilmek istenen tasarı anayasaya aykırı, olağan dışı. Çünkü, olağan halde anayasanın koruduğu seyahat ve toplanma özgürlükleri ve adil yargılanma haklarının ihlali demek. Ancak, Anayasa Mahkemesi’ne güvenelimiyor. Çünkü, mahkeme üyelerinin büyük çoğunluğu Erdoğan tarafından atanıyor. 

Kaldı ki, yerel mahkemeler artık Anayasa Mahkemesi’nin kararına karşı direnebiliyor. Bunun en somut örneği, ekonomist ve gazeteci Profesör Mehmet Altan hakkındaki davada açıkça görüldü. Yüksek mahkemenin hak ihlali kararına karşın, Altan aylarca hapisten çıkamadı.

Tüm bunlar, Türkiye’nin en azından son iki yıl içinde olağan hale gelen uygulamalarıydı. Ancak, herkes OHAL’in geleceğini tartışırken, geçen hafta yayınlanan yeni bir cumhurbaşkanlığı kararnamesi, önümüzdeki günlerin muhalefet için çok daha karanlık olabileceğini haber verdi. 

Bu kararname, sendika, meslek örgütleri, vakıf ve derneklerin Devlet Denetleme Kurulu (DDK) tarafından denetlenmesini öngörüyor. Bu kurul, doğrudan Cumhurbaşkanı Erdoğan’a bağlı. Ve bu örgütlerdeki her türden kişinin görevden uzaklaştırılmasını yetkili makamlardan isteyebilecek. 

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bazı muhalif sendika ve meslek odasıyla çeşitli vesilelerle girdiği sert polemikler, zaman zaman bu örgütleri “vatan hainliği”ne kadar varan suçlamalarla karalaması malum. 

Dolayısıyla, sivil toplum örgütlerine DDK denetiminin pek hayra alamet sonuçlar getirmeyebileceği de bugüne kadar süregiden uygulamalar vasıtasıyla ortada. Tüm bu gelişmeler, kağıt üzerinde kalktı görünen OHAL’in olağan hale dönüşünün değil, farklı isim ya da uygulamalarla daha da olağan dışı hale dönüşeceğinin habercisi.

Stand: 22.07.2018, 15:51