Özel | Exklusiv: Gültan Kışanak: Türkiye’de adil bir yargılama yok | In der Türkei gibt es keine fairen Prozesse

Gultan Kisanak und Firat Anli

Sansürsüz Türkiye - Özel

Özel | Exklusiv: Gültan Kışanak: Türkiye’de adil bir yargılama yok | In der Türkei gibt es keine fairen Prozesse

Von Burhan Ekinci

Yerine kayyum atanan Diyarbakır Büyükşehir Belediye Eş Başkanı Gültan Kışanak, 21 aydır tutuklu. WDR’in özel sorularını yanıtlayan Kışanak, Türkiye’de yargının tamamen iktidarın denetimi altında çalıştığını belirtti. Kürt siyasetçi, 12 Eylül darbesi sonrası Diyarbakır Cezaevi’nde gördüğü işkenceleri, özgürlüğüne kavuştuğunda ilk ne yapacağını ve cezaevinde neyin özlemini çektiğini de anlattı.

Zur übersetzten und redaktionell bearbeiteten Fassung der Kolumne:

Ji bo wergera Kurdî ya gotarê ya sererast kirî:

Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eşbaşkanı Gültan Kışanak, 26 Ekim 2016’da gözaltına alındı, ardından tutuklandı. Belediyeye ise kayyum atandı. Hakkında 240 yıla kadar hapis cezası istenen Kürt siyasetçi, o günden beri Kocaeli Kandıra F Tipi Cezaevi’nde tutuklu.

Kışanak’ın Malatya’da yargılandığı dava 2 Şubat 2019 sonuçlandı. Mahkeme, Kışanak’a örgüt üyeliği suçlamasıyla 11 yıl üç ay, örgüt propagandasından üç yıl hapis cezası verdi. Kamuoyunda Kışanak’ın belediye kaynaklarını kullanmaktan yargılandığı algısı yaratıldı. Ancak, kararda belediye ile ilgili bir suçlama bulanmadığı ortaya çıktı. Kışanak’ın avukatı aracılığı ile verdiği röportajında aktardığına göre, ceza almasını delil olarak, milletvekilliği, BDP’nin Eş Başkanlığı ve Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanlığı sırasındaki siyasi çalışmaları suçlama konusu yapıldı. Newroz, Kadınlar Günü, hatta IŞİD'in Suruç'ta yaptığı katliamı protesto ederken yaptığı konuşmalar bile hakkında “örgüt üyeliği”nin kanıtı olarak gösterildi.

 “Kamuoyu, Diyarbakır Belediyesi'nin mali kaynaklarını örgüte aktardığım ya da belediye araçlarını hendek kazmakta kullanıldığı için yargılandığımı zannediyor” diyen Kışanak, bu davanın Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi’ne el koymak için ısmarlanmış bir dava oldugunu ifade ediyor. Kışanak 31 Mart’ta yapılacak yerel seçimlerin önemine dikkat çekerek, yerel olsa da bu seçimlerin Türkiye'de giderek demokrasiden uzaklaşan genel siyasetin seyrini değiştirebileceğini vurguluyor.

Size verilen bu cezayı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Benim şahsımda, yerel demokrasiye, demokratik siyasete, ifade özgürlüğüne, kadınların eşitlik ve özgürlük mücadelesine ceza yağdırdılar. Bu dava siyasi bir davadır, verilen ceza da siyasi bir cezadır. Tabi ki tepkiliyim, ama sadece özgürlüğümden yoksun bırakıldığım için değil, tüm bu demokratik değerlerin, mücadelenin suç gibi gösterilmesine öfkeliyim. Bunu hiç kimsenin kabul etmemesi gerekir, yoksa gün gelir hiç kimse konuşamaz, sokağa çıkamaz, iktidara karşı siyasi bir muhalefet örgütleyemez.

19 yaşındayken de 12 Eylül darbe sonrası Esat Oktay’ın vahşi işkenceleriyle gündeme gelen Diyarbakır Cezaevi’nde kaldınız. Neler yaşadınız?

Korkunç bir dönemdi. Günün yirmi dört saati işkenceydi. Hala o yılları anlatmak bana çok zor geliyor. Esat Oktay kendisi bizzat işkencelere katılıyordu. Zaten kadınlar koğuşu olarak, ilk dayağımızı Esat Oktay koğuşa girdiğinde ayağa kalkmadığımız için yedik. Cezaevinin tüm görevlileri askerdi, bir tane bile kadın görevli yoktu. Bir gün asker/gardiyan, yeni gelen yüzbaşının koğuşa girdiğinde  bir tekmil kalkarak esas duruşta sıraya dizilmemiz gerektiğini, artık cezaevinde askeri kuralların geçerli olduğunu söyledi. Esat Oktay yanında köpeği Co ve yaklaşık 20 askerle koğuşa girdi. Tabii biz ayağa kalkmadık, Esat Oktay'in talimatıyla, Co ve askerler bize saldırdı. Coplar, kalaslar, asker palaskaları, ellerinde bulunan ne varsa rast gele bize vurmaya başladılar. O gün beni yaka paça, işkence yaparak koğuştan aldılar ve daha önce Co'nun kaldığı küçük bir odaya koydular. Co'nun pisliği ve kemik artıklarının bulunduğu o odada yaklaşık altı ay kaldım. Betonun üzerinde yattım, yatak verilmedi; yemek, su ve tuvalete çıkma ihtiyacı bile bir işkence aracına dönüştürüldü. Her gün bir kaç kez askerler tarafından falakaya yatırıldım, işkence gördüm. Bütün bunlar, Esat Oktay'a ve diğer askerlere "Emredersiniz komutanım" demediğim ve esas duruşa geçmediğim için yaşadım. Diyarbakır cezaevinde kaldığım iki yıl boyunca işkence görmediğim bir gün olmadı, kimi gün askeri marşları söylemediğim için Türkçe bilmeyen Duriye ananın yanında görüldüğüm, dolasıyla Kürtçe konuşmuş olabileceğim için, kimi gün güldüğüm için... Ama umudumu hiç yitirmedim. İyiliğe güzelliğe ve insanlığa dair umudumu koruyarak, o cehennemden aklımı yitirmeden çıkmayı başardım.

Şimdi yeniden cezaevindesiniz. Neler hissediyorsunuz?

Büyük bir haksızlığa uğradığımı hissediyorum. “Tarih tekerrür mü ediyor, Kürtler hiç mi rahat yüzü görmeyecek?” diye düşünüyorum.

Demokratik kazanımların pamuk ipliğine bağlı olduğunu, her an güçlü olanın zayıf olanı ezmek için fırsat kolladığını ve bu fırsatı bulmakta çok da zorlanmadıklarını düşünüp, haksızlığa göz yuman herkese, her şeye kızıyorum. Ama her zaman galip gelen duygum yine umut oluyor. Özgür, eşit ve demokratik bir gelecek umuduna tutunarak, bu haksızlığın da üstesinden geleceğimi biliyorum.

Türkiye yargısının şu anki durumunu nasıl görüyorsunuz?

Türkiye'de yargının tamamen merkezi iktidarın denetimi altında çalıştığına inanıyorum. Benim yargılandığım dava da buna örnek gösterilebilecek bir davadır. 90'lı yıllarda Başbakan Tansu Çiller'in Kürt iş insanlarına ve aydınlarına yönelik bir ölüm listesi vardı. Bu listede olan hemen hemen herkes faili meçhul bırakılan bir cinayete kurban gitti. 90'lı yılların az çok sorgulandığı dönemde bu gerçek ortaya çıkmıştı. Şimdi de iktidarın bir tutuklama ve ceza listesi olduğunu düşünüyorum. Mahkemeler de bu listeye göre ceza uyduruyorlar. Ortada demokratik hukuk kurallarına uygun adil bir yargılama yok.

Devlet 1994'te de Kürt siyasetçileri tutuklamıştı. Aradan 25 yıl geçti, durum yine aynı. Bugün yaşananlar doksanların devamı mı? Yoksa doksanlara geri mi döndük?

Kürt sorunu konusunda devletin temel refleksi, her defasında yeniden ortaya çıkıyor... Kürtler demokratik siyasete tutunmaya çalıştıkça, halkın iradesi güçlendikçe mutlaka bir yerden bir darbe geliyor. Bu sürecin darbecisi de AKP oldu. Yüzde 10'luk seçim barajı Kürtleri siyaset dışı bırakmak için konulmuştu. Ama Kürtler bu barajı aşınca, karşılarında bu kez de cezaevi duvarını buluyorlar. Demokratik dünyanın artık bunu kabul etmemesi gerekir. Kürtlerin yönetime katılabilecekleri demokratik siyaset kanallarının açık olması, barışı da beraberinde getirecektir.  

Cezaevinde en çok neyi özlüyorsunuz?

F Tipi Cezaevleri üçer kişilik odalardan oluşuyor. Çok az insan görebiliyorsun ve çok sınırlı sohbet imkanın oluyor. Sosyalleşme imkânının bu kadar sınırlı olması bende en çok kalabalıklara özlem duygusu yarattı. Ailemi, arkadaşlarımı, sokakları, miting meydanlarını özlüyorum tabii ki. Ama kitap okuyarak, yazarak, güzel hayaller kurarak, özlemlerimi umuda çeviriyorum.

Özgürlüğünüze kavuştuğunuzda ilk olarak ne yapmak istersiniz?

Ufuk çizgisini görebileceğim, güneşin doğuşunu veya batışını izleyebileceğim, gökyüzünün derinliklerine dalıp, özgürlük duygusunu doyasıya yaşayabileceğim bir yerde oturup bir bardak çay içmek isterim. Sanırım, cezaevinde günün yirmi dört saati, gözümün önünde duran duvar, demir parmaklık ve tel örgü görüntüsünün yarattığı tutsaklık duygusunu atabilmek için buna ihtiyacım olacak. Bir de bol kahkahalı bir sohbet ortamı olsa hiç fena olmaz.

burhanekincii@gmail.com

twitter @brhekinci

Stand: 04.03.2019, 18:26