Özel: Kapısı aralanan İmralı, iptal edilen seçimler

Sirri Sureyya Onder (r) von der HDP (Demokratische Partei der Völker) mit Vize-Premierminister Yalcin Akdogan (m) und Innenminister Efkan Ala (l)

Sansürsüz Türkiye - Özel

Özel: Kapısı aralanan İmralı, iptal edilen seçimler

Von Burhan Ekinci

İç ve dış siyasette sıkışan AKP/Erdoğan iktidarı YSK eliyle demokrasiyi bir kez daha çiğnedi, İstanbul seçimlerini iptal etti. Diğer yandan İmralı kapısı aralandı, Öcalan kartı yeniden sahaya sürülmek isteniyor. Henüz erken ama AKP’nin istediğini alamadığı görülüyor.

Türkiye halkı, 31 Mart’ta sandık başına gitti, tercihini kullandı ancak ülkede demokrasiyi rafa kaldıran AKP/Erdoğan iktidarı İstanbul’un düşmesini hazmedemedi. Nisan ayı boyunca, türlü türlü itiraz oyunlarıyla İstanbul’u yani Türkiye’yi, CHP özelinde muhalefete kaptırmamak için güç savaşına girdi ve nitekim perde arkasındaki güçler savaşından zaferle çıktı. AKP, isteklerini devlete kabul ettirdi, YSK eliyle sandığa, seçime, demokrasiye darbe vurup, İstanbul seçimlerini yineleme kararı aldırttı. Adeta bir şaka gibi önce Ekrem İmamoğlu’na mazbata veren devlet, bir süre sonra “verdim, pişman oldum, geri ver” dercesine mazbatayı geri aldı. Normal koşullara göre, İstanbullular 23 Haziran’da yeniden sandık başına gidecek ve AKP/MHP’nin adayı Binali Yıldırım ile muhalefetin desteklediği CHP’li Ekrem İmamoğlu arasında tercihte bulunacaklar ama bunun için de ‘muhtemelen’ diyoruz. Çünkü Erdoğan’ın tek adamlığında artık her türlü hukuk dışılık olağan hale geldi. İstanbul’da seçimler yapılmayıp Erdoğan kayyumla metropol kenti yönetse şaşırmayacağız. HDP’li başkanların elinden mazbataları alınırken tepki göstermeyen CHP, bu suskunluğun cezasını çekiyor.

Türkiye, günlerdir İstanbul’a odaklanırken, diğer yandan bölgenin kanayan yarası olan Kürt meselesiyle ilgili perde arkasında kimi gelişmeler yaşanıyor gibi.

Öncelikle Ankara ile ana omurgasını YPG’nin oluşturduğu SDG’nin görüştüğü iddiası açıklığa kavuştu. PYD sözcüsü Salih Müslim, bir röportajında [i] görüşmelerin değil, arabuluculuğun olduğunu doğruladı ve taraflar arasında mekik dokuyanın ismini de açıkladı: Geçen hafta Ankara’da temaslarda bulunan ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi James Jeffrey...

Kurden suchen Russlands Unterstützung für Teilnahme an Syrien-Konferenz in Genf | Kürtler, Cenevre'deki Suriye konferansına katılmak için Rusya'nın desteğini arıyor

ABD, Ankara ile Kürt hareketi arasında arabuluculuk rolüyle diplomasi trafiğini yürütüyor. Bu, Türkiye’nin kendi içinde çözmediği Kürt meselesinin yerelden çıkıp, okyanus ötesine taşınan bir sorun haline geldiğinin gösteriyor.

Bu sıcak gelişmeye paralel sekiz yıl aradan sonra Öcalan’ın avukatlarının İmralı’ya gitmelerine izin verildi. İki avukat Öcalan ile 2 Mayıs’ta yaklaşık bir saat görüştü. Görüşme aradan dört gün geçtikten kısa bir metinle kamuoyuna duyuruldu.

İmralı mesajında, siyasetle sorunların çözümü öncelikliydi. Suriye Demokratik Güçleri (SDG)’ne de bu yönde bir mesaj vardı. Suriye’nin bütünlüğü çerçevesinde Anayasal güvenceyle çözüm öneren Öcalan, “Türkiye’nin hassasiyetlerine de duyarlı olunmalıdır” ifadelerini kullanmıştı ki, bu oldukça anlamlı ve manalıydı. Rojava’daki gelişmeler, Türkiye’deki Kürt meselesinden ayrı okunamaz, her iki bölgedeki siyasi gelişmeler birbirinin ayrılmaz parçası haline geldi. Bir bölgeye yönelik çözüm önerileri, diğer bölgeyi de kapsamazsa, çözüm çok zor. Bundan 10 yıl öncesine kadar bu mümkündü ama artık değil. Türkiye, kendi Kürt meselesini çözmek istiyorsa, zorunlu olarak Rojava/Kuzey Suriye meselesine yönelik de çözüm önerileri olmalı. Ankara’nı bölgeye yönelik çözüm politikası var mı? Bildiğimiz kadarıyla son aylara kadar tekrarladığı Fırat’ın doğusuna müdahalesi vardı. Ama bu da şimdilik hayal oldu.

Öcalan da, özetle toplumsal uzlaşmaya ihtiyaç olduğunu belirtirken, demokratik müzakere yöntemine geçilmesine dikkat çekerken, “Türkiye hassasiyetleri”ni göz önünde bulundururken de buradan hareketle, çözüm için genel bir perspektif çiziyor. Bir kez daha, Türkiye ve bölge sorunlarının çözümünün savaşla değil, siyaset ile mümkün olduğunun altı çiziliyor.

Açıklanan İmralı metninde “2013 Newroz Bildirgesi” özellikle hatırlatılıyor ve o bildirgede ifade edilenlerin “daha da derinleştirerek ve netleştirerek sürdürme kararlılığı” vurgulanıyordu.

PKK lideri, 21 Mart 2013 Newroz Bildirgesi ile silahlı sürecin bittiğini, siyasetin öne çıktığını, PKK’nin silahlı unsurlarını sınır ötesine çekme aşamasına gelindiği duyurmuştu. Ancak bilindiği gibi, 7 Haziran seçimleri sonrası, silahlar devreye girdi, çözüm süreci bitirildi.

Öcalan son mesajında, 2013’teki pozisyonunu koruduğunu hatta o sürecin de ötesine geçip, netleştirmek istediğini beyan ediyor.

Die Neujahrsnachricht des PKK-Führers Öcalan wird verlesen

Eğer ki, devlet Öcalan’ın bu mesajlarına olumlu yaklaşıp yeniden İmralı kapısını açarsa silahlı güçlerin sınır dışına çekilmesi konusu muhtemelen öncelikli konu olacak. Anlaşılan o ki, Öcalan, hayata geçirilmeyen bu konuları netleştirmeden yana. Türk devletinin çözüm sürecinde şartsız ve koşulsuz istediği konulardan biri silahlı güçlerin ülkeyi terk etmesiydi. Elbette bu konuda Kandil’in ikna edilmesi de gerekiyor ve bunun karşılığında ne gibi bir güvence olacağı da tartışma konusu.

İmralı kapısı açılırsa, Öcalan’dan belki yeni somut sürpriz öneriler de gelebilir. Ama burada öncelikle adım atması gereken iktidar. Kürt tarafının artık ‘umut verici’ söylemlere kanmadığı görülüyor. Vaatleri değil, pratik adımları görmek istediklerini belirtiyorlar. Kanımca Kürtler, sadece anadilde eğitim talepleriyle yetinecek durumu çoktan aştılar. Elde edilen kazançlar ve güç, taleplerin çıtasını giderek yükseltiyor. Birkaç yıl öncesine kadar anadilde eğitim talebi öncelikli konulardan biri olabilirdi ama şimdi başka bir süreç yaşanıyor. Öyle anlaşılıyor ki, düğümün anahtarı Rojava’da. Kürtler için Afrin vazgeçilmez gibi.

Geldiğimiz aşamada eğer yeniden bir çözüm süreci başlarsa bunun da artık uluslararası güçlerin denetim ve gözetiminde olma ihtimali de yüksek görünüyor. Kuşkusuz tüm bunlar AKP/Erdoğan’ın, böyle bir niyetinin olup olmadığına bağlı.

Henüz detaylarını bilmiyoruz ama eğer ki devlet yeniden Öcalan ile görüşmeye karar vermişse Kürt tarafını ikna edici kimi adımları atması kaçınılmaz olacak.

Yok eğer ki, Kürt tarafının belirttiği gibi avukatların Öcalan ile görüşmesi son günlerde açlık grevleri üzerinden oluşan direnişi kırmak amaçlıysa AKP’nin kazanç elde edemeyeceği ortada. Çünkü Öcalan’ın ‘sağlıklarını tehlikeye atmasınlar’ çağrısına rağmen yaklaşık açlık grevlerine devam kararı alındı.

AKP/Erdoğan iktidarının hem içte hem dışta köşeye sıkıştığı görülüyor. 31 Mart seçimlerinden de beka söylemi ve milliyetçi/ülkücü politikasının itibar görmediği anlaşıldı. AKP/Erdoğan iktidarı bu ‘akıl tutulması’ siyasetten kurtulmak için her alanda yeni bir açılıma mecbur. Çözüm sürecine yeniden mi dönülüyor yorumları için çok erken. AKP’nin de gündeminde çözüm süreci olmadığı görülüyor. AKP, “düşen İstanbul’u” yeniden elde etme, çöküşe doğru gidişlerini nasıl durduracağıyla ilgili kimi oyunları sahaya sürmenin peşinde. İmralı görüşmesini, sadece İstanbul seçimlerinde HDP tabanının gönlünü kazanma olarak yorumlamak oldukça sığ bir yaklaşım. Belki AKP, İmralı kapılarını açarak, içi boş yeni bir çözüm süreci umudu yaratma, açlık grevlerinin sonlandırmayla, İstanbul’da Kürt seçmene göz kırpma niyetinde olabilir ama Kürtler artık eski Kürtler değil. Kuşkusuz HDP de 23 Haziran İstanbul seçimleriyle ilgili tavrını net ortaya koydu. HDP Eş Genel Başkanı Sezai Temelli, “HDP'nin ne yaptığı belli” dedi, ardından da devam etti:

“HDP'nin ne yapacağı üzerinden manipülasyonlara gerek yok. HDP demokrasi ve barışı inşa etmek için mücadele ediyor. 31 Mart'ta Türkiye'nin özlemini duyduğu barışın mücadelesini verdik. Dün ne yaptıysak yarın da onu yapacağız. Gelin demokrasi ittifakında buluşalım.”

[i] https://ahvalnews.com/tr/guncel/salih-muslim-turkiye-ile-gorusme-yok-arabuluculuk-var-ufukta-cozum-gorunmuyor

burhanekincii@gmail.com

twitter @brhekinci

Stand: 07.05.2019, 17:40