Özel | Exklusiv: Kabzımalına savaş açan Cumhurbaşkanından demokrasi beklemek | Ein Präsident, der selbst Zwischenhändlern Krieg erklärt, soll Demokratie schaffen

Recep Tayyip Erdogan (türkischer Präsident)

Sansürsüz Türkiye - Özel

Özel | Exklusiv: Kabzımalına savaş açan Cumhurbaşkanından demokrasi beklemek | Ein Präsident, der selbst Zwischenhändlern Krieg erklärt, soll Demokratie schaffen

Von Burhan Ekinci

Türkiye’nin yeni bir "düşmanı" daha oldu: Kabzımallar. Cumhurbaşkanı Erdoğan’a göre yükselen enflasyonun sebebi de elbette onlar. Ve şimdi onlarla savaşıyor. Cumhurbaşkanı, sebze hallerine bile savaş açıyorsa, ondan demokrasi beklenir mi?

Zur übersetzten und redaktionell bearbeiteten Fassung der Kolumne:

Türkiye’de 31 Mart yerel seçimlerine sayılı gün kala, AKP’nin tedirginliği de artıyor. Ekonomik krizle konkordato ilan eden şirketler, küçülen firmalar, işten çıkarmalar, 1 milyonu aşan işsizler ordusu gündelik hayatın parçası haline gelirken, diğer yandan cebi küçülen vatandaş geçim derdine düşmüş durumda. İnsanların derdi seçim değil, geçim. Ülkede gidişatın iyi olmadığı herkesçe dillendiriliyor.

İktidar da farkında ama bu kötü gidişattan bir gıdım kendini sorumlu tutmuyor. Sanki 17 yıldır ülkeyi onlar değil, başka partiler yönetmiş gibi, yeri geldiğinde muhalefeti de kendileri yapıyor.

Kanımca, AKP/Erdoğan iktidarının en büyük başarısı, her sıkıştıkları dönemde, oy kaybetmeye başladıklarında, “bir düşman” yaratıp, buna göre politik duruş sergilemeleri oldu.

İktidarlarının ilk yıllarında ülkenin içinde bulunduğu durumdan, “Kemalistleri” suçladılar, yıllar sonra eski ortakları Gülen cemaatinden FETÖ’cüler yarattılar, topu onlara attılar. Kürt mücadelesine karşı kullandıkları “teröristler” ise sıkıştıkları her daim başvurdukları yöntemdi. Son zamanlarda tüm muhalif kesimler için bir söylem tutturdular: “Vatan haini.”

Barışı istiyorsanız “terörist”, demokraside ısrar ediyor, muhalif kesimlere yönelik baskılara karşı çıkıyorsanız, iktidarın yanlış politikalarını eleştiriyorsanız “vatan haini”ydiniz. 16 Nisan referandumu ve 24 Haziran seçimlerinde bu siyasi argümanla “beka sorunu” yaratıp, bunu ustaca kullandılar ve başardılar.

Yerel seçimlere doğru giderken, bu kez, sebze-meyve hallerine savaş açtılar. Soğana karşı başlatılan polisiye uygulamalar, patatesle devam etti. Şimdi ise, biber, patlıcan, domates bizzat devletin en yüksek kurumunda oturan Cumhurbaşkanı’nın hedefinde.

Erdoğan konuşmasında, artan fiyatlara tepki gösterdi ve “Devlet nasıl teröristlerin işini mağaralarda bitirdiyse, halde terör estirenlerin işini bitiririz” diyerek, gıda sektörüne savaş açtı.

Buldukları yeni çözüm ise tanzim satışları oldu. Erdoğan’ın talimatı üzerine sebze fiyatlarını düşürmek için İstanbul'da 50, Ankara'da 15 satış noktası kuruldu.

Bu noktalarda ilk etapta domates, salatalık, ıspanak, patates, soğan, patlıcan ve biber satışına başlandı. Ancak kişi başına en fazla üç kilo veriliyor. Sosyal medyaya yansıyan görüntülerde, satış noktalarının önünde oluşan kuyruklar, burada vatandaşlar arasında yaşanan tartışmalar, ülkenin aslında içinde bulunduğu ruh halinin bir göstergesi niteliğinde. İnsanların alım gücü yok, yoksulluk artıyor ve öfkeliler.

AKP iktidarı, tanzim satışlarla sebze fiyatlarını süper market, hal ve manavlara göre, düşük fiyatlarla satışa sundu. Bu uygulama ile devlet özel sektöre bir nevi savaş açmış oldu. Peki ama bu uygulama kalıcı bir çözüm mü?

Ekonomist Atilla Yeşilada’ya bunu sorduğumda yanıtı “Bu çözüm değil” oldu. Ünlü ekonomist, hükümetin fakirlere yardımcı olma görevi olduğunu hatırlattı ancak tanzim satışların suni bir çözüm olduğuna dikkat çekti.

Yeşilada’ya göre, devlet özel sektörün başarıyla yürüttüğü sebze ve meyve alanında rekabete girdi. “Özel şirkete bu şekilde müdahale çok yıkıcı olur” diyen Yeşilada, bu uygulamanın yerel seçimlerden sonra biteceğini umduğunu dile getirdi.  

Yeşilada, bu uygulamanın seçim maksadıyla yapıldığı düşüncesinde.

Türkiye şuanda çok kötü durumda, ciddi fakirleşme ve daralma yaşanıyor. Krizden çıkışın ancak IMF’ye gitmekle olacağını savunan Yeşilada “Şu andaki saçmalıkların çoğunu seçim telaşına bağlıyorum. Seçimlerden sonra daha akılcı politikalar uygulanacağını düşünüyorum. Türkiye IMF’ye gitmek zorunda” dedi.

Mevcut durumdaki tabloya baktığımızda, AKP/Erdoğan’ın ülkeyi siyasi, politik ve ekonomik olarak topluca batışa götürdüğü görülüyor. Bu aşamadan dönüş ise ancak akılcı politikalarla mümkün ama galiba şu an bu çok da mümkün görünmüyor. Bir ülkenin Cumhurbaşkanı, kendi sebze hallerine bile savaş açıyorsa, ondan demokrasi ve barışı nasıl bekleyebiliriz?

burhanekincii@gmail.com

twitter @brhekinci

Stand: 15.02.2019, 22:00