Özel | Exklusiv: Yenildikten sonra kucaklaşmayı hatırlamak | Nach der Niederlage sich an die Versöhnung erinnern!

Ekrem Imamoglu, Bürgermeister von Istanbul kommt in seinem Kampagnenbus in Istanbul an

Sansürsüz Türkiye - Özel

Özel | Exklusiv: Yenildikten sonra kucaklaşmayı hatırlamak | Nach der Niederlage sich an die Versöhnung erinnern!

Von Bülent Mumay

Seçimden önce karşısındaki herkesi terörist ilan eden Erdoğan, tarihinin en ağır hezimetinden sonra “kucaklaşma”yı hatırladı. Peki, bu manevra, Erdoğan’ın 2023’e kadar Saray’da kalmasını sağlayacak mı?

Zur übersetzten und redaktionell bearbeiteten Fassung der Kolumne:

Türkiye’de yerel seçimlerde iktidar partilerinin kaderini belirleyen bir olumsuz, bir de olumlu dinamik vardır. Seçmen, genel seçimlerden genelde birkaç yıl sonra yapılan yerel seçimde, iktidarın o güne kadarki icraatlarına olası tepkisini gösterir. İktidar partisi, icra makamı olmanın getirdiği yıpranmayla birkaç puan kaybeder. Ama iktidar olmanın gücü, yerelde seçmenin üzerinde başka bir etki de yapar. Seçmen, yerelde daha iyi hizmet alacağına inanarak istemeden de olsa iktidarın adayına meyleder. Merkezi hükümetin, kendi belediyelerine daha cömert davranması gibi öğrenilmiş çaresizlikten hareketle elbette.

Ama 31 Mart seçimlerinde AKP’nin yaşadığı şey, bugüne kadarki iktidar partilerinin başına gelenden çok daha farklı oldu. Rakamlara bakıldığında, bir önceki yerel seçimden çok daha aşağıda değildi oy oranı. Ama özellikle ekonomik krizin çok daha sert vurduğu ve Türkiye’nin oy depoları olan büyükşehirler, AKP’ye bugüne kadarki en acı yenilgiyi yaşattı. Bu hezimetin en önemli sebebi olarak ekonomik krizi ilk sıraya koymak, çok önemli bir boyutu göz ardı etmek anlamına gelecektir. Bağır çağır yapılan, toplumu ikiye bölen, gerilim üreten kutuplaştırıcı dile karşı, Türkiye seçmenleri normalleşmenin peşine düştü. Muhalefetin de akıllı bir taktik uygulayarak bu ihtiyaca karşılık verecek aday ve söylemlerle seçmenin karşısına çıkması, AKP çizgisinin yereldeki 25 yıllık iktidarını yerle bir etti.

SEVECEKSİNİZ DEDİ, ÖYLE OLDU

Erdoğan ve adamları, 31 Mart akşamı yenilgiyi kabul etmeyerek İstanbul’u 17 gün boyunca muhalefete teslim etmek istemediler. Ama anlamsız yeniden sayım talepleri sonucu değiştirmedi. 17 Nisan günü öğleden sonra CHP’li Ekrem İmamoğlu resmen İstanbul’un belediye başkanı oldu. Normalleşme ihtiyacına uygun bir profili aday gösterebilirsiniz ama seçmenin bunu sahici bulup bulmaması çok daha kritik bir öneme sahipti. Merkez sağ bir partide siyasete başlayan İmamoğlu, iki ay önce aday gösterildiğinde kentin sadece yüzde 30’u tarafından tanınıyordu. Bu zaafını bilen İmamoğlu, ısrarla “Beni tanıdıkça seveceksiniz” dedi. Söylediği gibi de oldu.

17 Nisan günü adliyede mazbatasını teslim almaya gittiğinde, binler peşindeydi. Maztabasıyla belediyenin yolunu tuttuğunda ise on binler çoktan kapıda onu beklemeye başlamıştı. Eski başkandan mührü devralır almaz, kapının önündeki seçim otobüsünün üzerine çıkarak, birleştirici bir konuşma yaptı. 16 milyonluk kentte herkesin başkanı olacağının altını çizdi. İmamoğlu’nun bu yaklaşımının nasıl karşılık bulduğunu seçim sonuçları gösteriyordu elbette. Ama İmamoğlu’nu belediyede dinlemeye gelenlerin profili, zaferin nasıl geldiğinin canlı kanıtıydı. İstanbul’un muhazafakâr bir semtinde olan belediye binasına çıkan yollarda, Kemalist sloganlar atanlar da vardı, aşırı milliyetçilerin bozkurt işaretini yapanlar da. 

SEÇMENDE BİRLİK-BÜTÜNLÜK VURGUSU

En çarpıcı olan ise bir yabancı televizyon mikrofonuna konuşan, 40’lı yaşlardaki bir anne oldu. Kameranın bu anneye yöneldiğini gördüğümde, ne söylediğini duyabilmek için hızlı birkaç adımla yanlarına ulaştım. O kalabalık içindeki telaşım sebepsiz değildi. Mikrofon uzatılan anne, başörtülü bir kadındı. Türk siyasetinin klişelerine göre AKP’ye oy vermesi gereken bu anne, yeni kendisi gibi başörtüsü takan 16-17 yaşındaki kızıyla birlikte soluğu belediyenin önünde almıştı.

Kameranın kırmızı ışığı yanar yanmaz, annenin dudağından dökülenler, AKP’ye hezimeti neyin getirdiğini tane tane anlatıyordu: “Kızım doğduğundan bu yana bu partiyi gördü. Artık taze kana, değişikliğe ihtiyacımız var. Ben kendi çevrem ve gelecek nesiller için kaygılıyım. Bunu değiştirebildiysek, ne mutlu bize. Toplum olarak bütünlüğümüzü kimse bozamaz…”

Az ileride, 70’lı yaşlarındaki bir başka kadın, “Buraya niye geldiniz?” sorusunu ise şöyle yanıtladı: “Ben İmamoğlu’nun hak yemeyeceğine inanıyorum. Kimseyi ayrıştırmayacak, ona inanıyorum. Bizim başka bir beklentimiz yok, biz herkesle anlaşıyoruz…”

Halk 31 Mart’ta hem sandıkta hem de sokakta aynı mesajı verdi. Saray’ın ısrarla kullandığı ve Türkiye’yi zehirleyen ayrıştırıcı dile büyük bir itiraz geldi. Muhalefetin bu şansı iyi kullanması ve topluma iyi bir iktidar alternatifi sunması halinde, Erdoğan’ın 2023’e kadar Saray’da rahat uyuması mümkün görünmüyor. Yenilgiyi kabul ettiği son demecindeki gecikmiş birleştirici söylem de işe yaramayacak. “Kızgın demiri soğutma ve kucaklaşma zamanı” çıkışı, “2023’e kadar Saray’da kalayım” yakarışı olarak siyaset tarihinde yerini alacak.

Stand: 18.04.2019, 13:00