Özel | Exklusiv: Çorum ve Maraş’ı bilenlerin “ezan”lı provokasyonu | Provokation mit Gebetsruf trotz Massaker von Corum und Maras

Türkischer Präsident Recep Tayyip Erdogan

Sansürsüz Türkiye - Özel

Özel | Exklusiv: Çorum ve Maraş’ı bilenlerin “ezan”lı provokasyonu | Provokation mit Gebetsruf trotz Massaker von Corum und Maras

Von Bülent Mumay

“Dini ve milli hassasiyetler” üzerinden dinmeyen acılar yaşayan bir toplumuz. Buna rağmen Erdoğan’ın “Ezanı ıslıkladılar” yalanını gündeme getirmesi, kendi bakanı Soylu’nun deyimiyle “Fay hatlarının tetiklenmesi”nden başka ne olabilir?

Zur übersetzten und redaktionell bearbeiteten Fassung der Kolumne:

Anadolu, kanla en çok yoğrulan coğrafyadır. Toprağa rengini veren kızıllığın tek sebebi, üzerinden geçen onlarca uygarlığın çatışmasına sahne olması değil. Tek bir kıvılcımın ateş topuna çevirdiği bir kara parçasının üzerinde yaşıyoruz. Toprakları oldukça bereketli, tahammül sınırlarının ise aksine bir o kadar dar olduğu bir coğrafya burası. Fazla hızlı kaynayan kanımız nedeniyle patlamaya çok hazırız. Hele bir de farklılıklarımızın kaşınmaya müsait olduğu zamanlardan geçiyorsak, acılı yeni hikayeler üretiyoruz hep. Soykırımlar da gördük, katliamlar da… Her acının arkasında farklı motifler vardı. Ama hiçbiri “kendiliğinden” değildi. Her acının arkasında muktedirlerin kendi ömürlerini uzatmak için hayata geçirmeye çalıştıkları “toplumsal mühendislik” çabaları vardı.

20. yüzyıl boyunca yaşadığımız en büyük acılar da, hep “dini ve milli hassasiyet”lerin kaşınmasıyla ortaya çıktı. Yaşadığımız acıların hiçbiri, somut bir gerçeklik üzerine patlak vermedi. Gerilmiş bir politik zeminde, o malum hassasiyetlerin kaşınması ve gerçek dışı iddiaların tedavüle sokulmasıyla topraklarımız yeniden kanla sulandı. “Atatürk’ün Selanik’teki evi bombalandı” yalanıyla 6-7 Eylül olaylarını yaşadık. Arkasında istihbaratın olduğu netleşen bu yalanın yayılmasıyla yüzyıllardır birlikte yaşadığımız Ermeni ve Rum komşularımızın kapılarına silahlarla dayandık. 1955, bu ülkenin utanç yıllarından biri olarak tarihe geçti.

KOPYA CİNAYETLER GİBİ

1978’de yaşanan ve resmi tarihe “Maraş olayları”olarak geçen katliam, 1955’teki kadar acı ama çok daha kanlıydı. Yine istihbaratın fitilini ateşlediği ve 7 gün süren olaylar, Alevilere yönelik bir katliama dönüştü. 120 vatandaşın can verdiği kentte, yüzlerce ev ve iş yeri yakılıp yıkıldı. Yıllar sonra ortaya çıkan belgeler Maraş katliamında, MİT tarafından aşırı milliyetçi militanların kullanıldığını ortaya koydu. Ülkenin sinir uçlarından biri olan Alevi-Sünni gerilimini tırmandırmak için tasarlanmıştı katliam. Aşırı milliyetçi militanlar, Sovyetler Birliği karşıtı bir filmin gösterildiği sinemada hafif çaplı bir bomba patlatmış, bundan da Alevilerin sorumluğu olduğunu yaymışlardı. Bu tehlikeli yalan, bir mezhebe yönelik katliama dönüştü. Günler öncesinden üzerine çarpı atılan evleri bastılar, çoluk çocuk demeden onlarca Alevinin canını aldılar. 1978’deki bu katliamın benzeri Çorum’da tekrarlandı. Yine Alevi mahalleleri basıldı, 57 kişi vahşice öldürüldü. 1993’te Sivas’taki bir festivali hedef alan İslamcılar, “Din elden gidiyor” sloganları atarak sanatçıların kaldığı oteli ateşe verdi, 33 aydını ve iki otel çalışanını diri diri yakarak katletti.

Yakın tarihimizin bu acılarının arka planındaki 3 ortak unsur hiç değişmedi: Toplumdaki güncel gerginlikler, dini ya da milliyetçi bir hassasiyet ve siyasetin parmağı ya da aniden “yok”luğu. Türkiye’nin bugünlerde içinden geçtiği süreçte, yukarıda sıraladığım unsurlar ne yazık ki hiç eksik olmuyor. Ancak ne mutlu ki hem Kürt sorununun en sancılı dönemlerinde, hem de Erdoğan’ın zirveye taşıdığı kutuplaşma yüzünden yukarıda sıraladığım acıların benzerleri yaşanmadı. Erdoğan’ın daha önce Gezi olaylarında gündeme getirdiği iki yalan da, vatandaşları birbirine düşürememişti. Kabataş’ta başörtülü kadına saldırı iddiası ve Dolmabahçe Camii’nde eylemcilerin içki içtiğine ilişkin tehlikeli provokasyon, kimsenin burnu kanamadan sönümlenip gitti. 

SEÇİM AYARLI PROVOKASYON

Son iki provokasyonu kazasız belasız atlatmamıza rağmen, 31 Mart seçimleri öncesi kendi seçmenlerini konsolide etmek isteyen Erdoğan aynı tehlikeli oyunu bir kez daha oynadı. Ekonomik kriz nedeniyle oylarının düşmesini önlemek için, “dini hassasiyet”ler üzerinden bir yalanı tedavüle sokmak istedi. 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nde sokağa çıkan kadınların, ezanı ıslıkladığını iddia etti. Oysa kadınların böyle bir şey yaptığı yoktu. Yürüyüşlerine engel olmak isteyen polis tarafından saldırıya uğrayınca, düdükleriyle müdahaleyi protesto ediyorlardı. Bu sırada okunmaya başlayan ezanın da konuyla hiçbir ilgisi yoktu. 

Bir kez daha şükürler olsun ki “dinimize saygısızlık” yalanına inanarak yeni kanlar dökülmedi. Ama zaman zaman Erdoğan’dan daha şahin çıkışlar yapan İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun yaptığı açıklamalar, “ezan ıslıklandı” yalanının çok da masum olmadığını gösterdi. “Ezan ıslıklandı” yalanına ortak olduktan sonra şöyle konuştu Soylu: “Maalesef bu çirkin olay meydana geldi. Beni ürkütür bu olaylar. Ben Kahramanmaraş olaylarının, Çorum olaylarının nasıl çıktığını iyi okudum. Türkiye’de en kötü mesele, bizim fay hatlarımız üzerinden meselelerin tetiklenmesidir.”

Erdoğan’ın gündeme getirdiği “Ezan ıslıklandı” yalanının, “fay hatlarının tetiklenmesi” olduğu bundan daha açık nasıl itiraf edilebilirdi ki…

Stand: 16.03.2019, 17:30