Özel: Bir “darbe girişimi(!)” olarak seçimler

Stimmzettel Kommunalwahlen Türkei

Sansürsüz Türkiye - Özel

Özel: Bir “darbe girişimi(!)” olarak seçimler

Von Ayşen Uysal

Son dönemde Türkiye’de hakkında iddianame düzenlenmeyen hiçbir muhalefet hareketi yok sanırım. Gezi protestoları, Barış İçin Akademisyenler iddianameleri ve daha niceleri… Kürt hareketini son döneme özgü olmaması bakımından saymıyorum bile; o her daim! Seçim akşamından beri iktidar cephesinden ve onun yayın organlarından yapılan açıklamalara bakılırsa, 31 Mart yerel seçimleri de bu kervana katılacak gibi görünüyor.

Kaç seçimdir “bu ülkede seçimlere hile karışmaz” diyen iktidar, bu defa da çıkmış “yerel seçimler bir darbe girişimidir” diyor. Yeni Şafak Gazetesi genel yayın yönetmeni İbrahim Karagül de “31 Mart’ta Türkiye’ye seçim üzerinden darbe yapılmıştır. Seçimler üzerinden, sandıklar üzerinden darbe yapılmıştır” sözleriyle iktidarı destekliyor ve 15 Temmuz ile ilişkilendirmeyi de unutmuyor. 31 Mart iddianamesi de yoldadır o zaman. Adına “31 Mart Yerel Seçimleri Darbe Girişimi İddianamesi” mi derler acaba? Darbe tanımı gereği iktidarın bir azınlık tarafından anayasal olmayan yöntemlerle ve güç kullanarak ele geçirilmesi demek. Azınlık olan İstanbul’un yarısı mı? Oy verme anayasal olmayan yöntem mi? Güç de herhalde “oyun gücü” olsa gerek! Nereden tutsan iler tutar yanı yok.

Toplumsal hareketler için çok alışkın olduğumuz bir tutum olsa da seçimleri bir darbe girişimi olarak addetmek Türkiye için bile yeni bir durum. Zaten bir süredir ülkede muhalif olmak adeta darbeci olmak ile eşanlamlı hale gelmiş durumda. İktidar aklına göre, muhalefet kendi başına hareket edemeyen bir kukla, iplerini içeriden ve dışarıdan birilerinin mutlaka çekmesi gerekiyor hareket edebilmesi için. İdrak kapasitesinden yoksun bir muhalefet bu; iktidara biat etmediği sürece payına kukla olmak düşüyor.

Bu minvalde, 31 Mart yerel seçimleri için de “yeni” bir senaryo yazılmış. “Yeni” dediğime bakmayın Türkiye’de muhalefet bu senaryoyu ezbere biliyor. Muhalefetin (=terör örgütlerinin) yazdığı iddia edilse de senaryo her seferinde iktidar(lar) tarafından kaleme alınıyor. Söz konusu klişeleşmiş bir hikâye: Türkiye’yi bölmek ve istikrarsızlaştırmak isteyen dış güçler, içerideki işbirlikçileri ile birlikte seçimlere hile karıştırır. Sandık görevlilerini bir ya da birden fazla terör örgütünün mensuplarından oluşturur, AKP’li sandık görevlilerini manipüle etmek için de seçim günü, tüm gün boyunca onları tütsüler, okur üfler, elini, dilini bağlar, itiraz edemez konuma getirir. Bütün kurumlar iktidarın eline geçmiş ve iktidara biat bu boyuttayken oyları ve tutanakları değiştirme işini başka türlü yapamaz değil mi? Tüm bunları oyları hep iktidar bloğu lehine kaydırarak yapar üstelik! Senaryoya göre, bu ülkede terör örgütlerinin silahsız darbe yöntemleri resmen insana dilini yutturacak türden! Bir de nereye sızacakları hiç belli olmuyor.

Bu manzaraya bakılırsa, seçimlerin bile içinin boşaltıldığı, anlamsızlaştırıldığı bir döneme girdik. Şüphesiz bu seçimle girmedik; 2015’ten beri her seçimde yeni bir anlamsızlaştırma ve etkisizleştirme yöntemiyle karşılaşıyoruz. “Sonucu beğenmedim, seçimleri yenileyelim”, “mühürsüz oyları geçerli sayalım”, “sandıkları taşıyalım”, “geçersiz oyları mevzuata uymasa da yeniden sayalım”, vs. vs. Olmadı, seçimi darbe girişimi olarak yaftalar, gayrimeşrulaştırır, tamamen geçersiz kılarız.

Süreç aslında sokağın baskılanması, kolektif hareketlerin gayrimeşrulaştırılıp adeta imkansızlaştırılması ile başladı. Toplumsal hareketler iktidar lehine olmadığı sürece suç haline getirildi. Şimdi sıra seçimlere gelmiş durumda. Sonuçlar iktidar lehine sonuçlanmadığı müddetçe kullanılan her oy “geçersiz” ya da “suç”. Farklı düşünceye tahammül gösterilmeyen bir ülkede, iktidarın renginden başka renkte bir oy kabul görecek değil ya! İçinde bulunduğumuz durum aynı zamanda her hakkın birbiriyle ne kadar ilintili olduğunu da resmediyor. Düşünce özgürlüğüne, kolektif haklarımıza sahip çıkmaktan vazgeçtiğimizde iş dönüp dolaşıp seçme ve seçilme hakkımıza kadar geliyor. Birini önemsemediğimizde aslında diğerinden de vazgeçmiş oluyoruz. Yurttaş haklarıyla yurttaş. Dolayısıyla elimizden alınan her bir hak yurttaş kimliğimize bir saldırı. Haklarımızı korumak için yürüttüğümüz her mücadele ise aynı zamanda bir yurttaş kalma mücadelesi. Oyumuza ve diğer siyasal haklarımıza sahip çıkabildiğimiz ölçüde yurttaşız kısacası.

Stand: 08.04.2019, 16:00