Özel: Başka bir seçim kampanyası mümkün

Kandidaten für das Istanbuler Bürgermeisteramt während ihrer Wahlkampagne: AKP-Kandidat-Binali Yildirim und CHP-Kandidat Ekrem Imamoglu

Sansürsüz Türkiye - Özel

Özel: Başka bir seçim kampanyası mümkün

Von Ayşen Uysal

Ekrem İmamoğlu ve Binali Yıldırım’ın birlikte bir TV programına çıkacağı belli oldu. Önemli mi bu gerçekten? Anaakım medyadan geçmeyen bir seçim kampanyası mümkün mü? Görselliğin bu kadar egemen olduğu bir çağda, adaylar ve partiler görünür olmanın başka yollarını bulabilirler mi? Evet, bulabilirler. Başka ülke deneyimleri bize gösteriyor.

Bu örneklere geçmeden, seçim kampanyalarının klasik repertuvarının oldukça sınırlı yöntemler içerdiğini belirtelim: Bildiri dağıtmak, miting yapmak, giydirilmiş araçları kent merkezlerinde dolaştırmak, seçim büroları açmak, kapı kapı dolaşmak gibi. Şayet Amerikanvari bir kampanya yürütüyorsanız, bu durumda da kampanyanız medya eksenli olur. Oysa seçim kampanyalar bunlarla sınırlı olmak zorunda değil, pekala çeşitlendirmek mümkün. Bu düşünceyle de zaten son yıllarda pekçok ülkede yeni arayışlar başladı.

Arayışların en önemli örneklerinden birini Nikaragua’da 2011 seçimleri sırasında gördük. İktidarda bulunan Sosyalist Sandinista Ulusal Kurtuluş Cephesi (FSLN) seçim kampanyalarında medya, internet, kamuoyu yoklamaları gibi araçları çok az kullanırken, kitle seferberliğinin geleneksel yöntemlerine başvurdu. Yani, açık alan gösterileri yaptı, mitingler düzenledi. 2010’lu yılların Sandinista Nikaragua’sında kampanya yapmak, sokakta, meydanlarda niceliğin gücünü kullanmak demekti. Oysa parti başkanı Daniel Ortega’nın çocukları neredeyse televizyon kanallarının tamamına sahipti ve kampanya rahatlıkla bu kanallar üzerinden yürütülebilirdi. Siyaset bilimi literatüründe televizyon eksenli yürütülen seçim kampanyalarının Amerikanvari olarak nitelendiği düşünülürse, Nikaragua’da bu tarzın reddedildiğini söyleyebiliriz. Kısaca Nikaragua’da medyanın yerini meydanlar aldı. Egemenliğin sokakta sergilendiği “görünür ve sesli” bir kampanya yürütüldü. Görünür olmanın yolları her yerde arandı. Bu çerçevede kavşaklar işgal edildi, kent adeta fuşya pembeye boyandı, gürültülü kortejler ile şehir kat edildi, özellikle gençlerin katıldığı eğlenceli toplantılar düzenlendi, vs. Kentte bir bayram havası yaratılması hedeflenmişti. Duvar resimleri örneğin kampanyanın önemli bir aracı haline geldi. Partililer evlerinin duvarlarında, ağaçlarda, elektrik direklerinde ve seçim bürolarında hep aynı rengi kullandılar. Normal şartlarda atıl durumda olan döner kavşakların orta alanları kampanya vesilesiyle sosyalleşme alanına dönüştürüldü. Ayrıca kitlesel yürüyüşler düzenlendi. Pembe ve gökkuşağı renklerindeki tişörtlerin giyilmesi de görünürlüğü artırmanın bir başka aracı olarak kullanıldı. Kampanyanın temel şiarı “kamusal alanı tiyatro sahnesine çevirmek” idi.

Wahlkampagne Nicaragua: Daniel Ortega und Rosario Murillo

Nikaragua’daki bu görsel şölen niteliğindeki kampanyaya karşılık Fransa’da 2014 yılında Sosyalist Parti’nin kampanyalarında ağırlıklı olarak “kapı kapı dolaşma tekniği” kullanıldı. Bir yazılım yardımıyla kent haritası üzerinde öncelikli mahalleler, oy kullanmama olasılığı yüksek ya da geçişli oyların söz konusu olduğu adresler işaretlenerek, ev ziyaretleri yapacak ekipler sahaya indirildi. Açılan kapıların sayısı, yorumlar, görüşme hakkındaki izlenimler yine aynı yazılım sayesinde kampanya merkezine aktarıldı. Gelen bilgiler doğrultusunda harita anında yeniden şekillendirildi, renkler (öncelik sıralaması) ve oranlar otomatik olarak değişti. Böylece program, saha çalışması ilerledikçe gelişen bir tablo sundu partililere. Bu tablo, ulaşılan seçmen sayısını, ikna olduğu düşünülen seçmen sayısını, ve mesaj göndermek için telefon numaralarını içeren bir kaynağa dönüştü.

Örnekler çoğaltılabilir elbette. Ancak bu iki örnek bile, seçim kampanyalarında televizyonun rolünün bertaraf edilebileceğini açıkça gösteriyor. Kutuplaşmanın her geçen gün keskinleştiği Türkiye’de seçim sonuçlarını sandığa gitmeyen kesim ile kararsızların belirlediğini biliyoruz. Böyle bir durumda, sandığa gitmeyeni oy kullanmaya, karasızları tercih yapmaya yönlendirecek kampanya biçimleri üzerine düşünmek gerekmez mi? Tartışmanın, farklı düşünenleri televizyon ekranında, “horoz dövüşü” misali kapıştırmaktan ibaret olarak algılandığı bir ülkede, muhalefet adaylarını madara etmeyi marifet sayan “yandaş medyaya” reyting rekorları kırdırmanın muhalefete herhangi bir katkısı olmadığı açık. Böyle bir ortamda iş, başkaları tarafından kurulan bir oyunda figüran olmak yerine, kendi özgün oyununu kurmakta, rakibi değil, seçmeni muhatap almakta… Yok sayan, taraf olan, kara kampanya yürüten anaakım medyayı yok saymaya başlayarak, onu bertaraf edecek stratejiler geliştirerek başka bir kampanya düşlemek ve yürütmek pek ala mümkün.

Stand: 05.06.2019, 12:00