Özel | Exklusiv: Bizim seçtiklerimiz | Unsere gewählten Kandidaten

Istanbul-Bezirk Sikeci (Türkei)

Sansürsüz Türkiye - Özel

Özel | Exklusiv: Bizim seçtiklerimiz | Unsere gewählten Kandidaten

Von Ayşen Uysal

Türkiye’de kendi hesabına çalışanlarla şirket yöneticileri genel ve yerel siyasetin belirleyicisi konumunda. Siyasi temsil kapitalist, küçük işveren ve küçük burjuvazinin elinde. Yoksul toplumsal kesimler ise neredeyse temsil edilmiyor.

Zur übersetzten und redaktionell bearbeiteten Fassung der Kolumne:

Doğrudan demokrasi tartışmaları her ne kadar güncelliğini korusa ve İsviçre’nin bazı kantonları başta olmak üzere yerel deneyimleri söz konusu olsa da insanlık uzunca bir süredir temsili demokrasiyi deneyimliyor. Ancak bu deneyimleme de sorunsuz değil. Yarım yüzyılı aşkın süredir temsili demokrasinin derinleştirilmesi için yoğun tartışmalar yapılıyor. Bu tartışmalar temelde iki soru etrafında biçimleniyor. Birinci soru yurttaşın yeniden siyasallaşması ve siyaseten etkin kılınması ile ilgili. Zira söz konusu tartışmalar temsili demokrasinin yurttaşı iki seçim arası dönemde edilgen kıldığı tespitine dayanıyor ve “temsili demokrasiyi nasıl daha demokratik hale getirebiliriz?” sorusunu soruyor. İkinci soru ise, seçilmişler ekseninde biçimlenmekte: Bizim seçtiklerimiz bizi ne kadar temsil ediyor? Önce ikinci soruya odaklanalım.

Bizim seçtiklerimiz tartışması her şeyden önce seçimlerde aday listelerinin hazırlanması süreçleriyle doğrudan ilişkili. Seçimlerde kimler aday listelerinde yer alıyor? Şüphesiz genel ve yerel seçimlerin kendine özgü dinamikleri var ve birbirinden birtakım farklılıklar gösterebiliyor. Ancak bu farklılıklara rağmen en net söyleyebileceğimiz şey, listelerin, dolayısıyla da siyasetin erkek özelliği. Listeler erkek. Daha doğrusu listeler yaşlı ve erkek. Listelerde yer alan az sayıda kadının ve gencin dili de çoğu kez “yaşlı ve erkek”. Ancak benim burada tartışmak istediğim daha çok listelerin ve sonrasında da seçilmişlerin meslekleri, sınıfsal konumları ve ekonomik sermayeleri boyutu.

Parlamentoda mesleki temsil meselesi ne yeni bir olgu ne de Türkiye’ye özgü. Örneğin Kanada’da 1970’lere kadar parlamentoda meslek kotaları söz konusuydu. Dönem dönem değişiklik göstermekle birlikte, mesleki temsil konusunda Türkiye’de de adeta adı konulmamış kotalar var. Bazı meslekler yüksek temsil gücüne sahipken, bazıları hiç temsil edilmiyor. Domates, biber, patlıcan ve elbette soğanın bu kadar gündemde olduğu içinden geçtiğimiz şu günlerde tarım sektörünün parlamentoda neredeyse hiç temsil gücünün olmadığını hatırlatalım. Zanaatkarlar da tarım sektörü ile benzer kaderi paylaşıyor. İşçiler keza öyle. İşsizlik oranının bu kadar yüksek olduğu bir ülkede ve dönemde işsizlerin temsil edilmediğini söylemeye bile gerek yok herhalde. Ücretsiz ev işçileri de parlamentoda seslerini duyurabilecek kaynaklara sahip değil. Buna karşılık, avukat, eczacı, doktor gibi serbest meslek sahibi ya da esnaf, tüccar, şirket yöneticisi iseniz siyasi kariyere bir adım önde başladınız demektir. Parlamento temsili açısından avukatlar neredeyse her dönem en avantajlı meslek grubu. Parlamentodan hareketle söyledim ama siz bunu aynı zamanda belediye başkanlıkları ve meclis üyelikleri için hazırlanan aday listeleri diye de okuyun. Nitekim, üç büyük kentte Cumhur ve Millet ittifaklarının büyükşehir belediye başkan adaylarına baktığımızda altı adayın da (Binali Yıldırım, Ekrem İmamoğlu, Tunc Soyer, Nihat Zeybekçi, Mehmet Özhaseki ve Mansur Yavaş) bu profilin dışında olmadığını görürüz; dördü şirket yöneticisi, biri avukat, biri mühendis. Sözün özü şu, Türkiye’de kendi hesabına çalışanlarla şirket yöneticileri genel ve yerel siyasetin belirleyicisi konumunda. Siyasi temsil kapitalist, küçük işveren ve küçük burjuvazinin elinde. Yoksul toplumsal kesimler ise neredeyse temsil edilmiyor.

Bu eksik temsil, ideolojisizlikle birleşince temsil sorunu daha da sorunlu bir hal alıyor. Temsilcisi ayrı temsil edileni ayrı telden çalıyor. Et yiyen mutfağına et girmeyenin derdini anlamıyor. Perakende satış kuyruğunda bekleyenin halini ise hiç anlamıyor. Mutfak harcamalarındaki artış, geçim derdi popülist söylemlerde birer siyasi propaganda malzemesi olmaktan öteye geçemiyor. Ekonomik sermaye sahipleri partileri finanse ediyor, dolayısıyla siyasetin düdüğünü de onlar çalıyor, ancak temsil ettiklerini iddia ettikleri seçmenleriyle dertleri bir türlü ortaklaşmıyor. “Bizim seçtiklerimiz bizi ne kadar temsil ediyor” sorusunun bir diğer yanıtı da seçildikten sonra hayata geçirdikleri politikalardan ve söylemlerinden hareketle verilebilir.

Stand: 09.03.2019, 02:00