Özel | Exklusiv: Yangın olasılığından muhalefet de sorumlu | An dieser Katastrophe ist auch die Opposition schuld

Der türkische Präsident Recep Tayyip Erdogan

Sansürsüz Türkiye - Özel

Özel | Exklusiv: Yangın olasılığından muhalefet de sorumlu | An dieser Katastrophe ist auch die Opposition schuld

Von Kürşat Akyol

Kendi içlerindeki sorunlar ve iktidardan uzak olmaları, muhalefeti, ekonomik olarak yangın yerine dönmesine ramak kaldığı öngörülen bir ülkedeki sorumluluklardan azade kılmaz. Türkiye’deki muhalefetin en büyük sorunu samimi olmaması. Samimi olsa, içlerindeki kayıkçı kavgaları yerine ülkenin gidişatının sorumluluğunu paylaşır ve bu seyrin açmaz olduğunu seçmene anlatmaya çalışırdı. Tarih, hem yapandan, hem de yapılanı izlemekle yetinenden hesap soracaktır.

Zur übersetzten und redaktionell bearbeiteten Fassung der Kolumne:

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, birkaç gün önce bayram nedeniyle yayınlanan görüntülü mesajında, “Ekonomimize yönelik saldırının doğrudan ezanımıza ve bayrağımıza yönelik saldırılardan bir farkı yoktur” diyordu, “Amaç aynıdır.”

“Türkiye’yi döviz kuruyla pes ettireceklerini sananlar, yanıldıklarını pek yakında göreceklerdir” diye devam ediyordu Erdoğan.

Yani, doların 6, euronun 7 lira civarında seyrettiği, yalnızca bayram tatilinden önceki son birkaç haftada Türk lirasının yüzde 20 civarında değer kaybettiği durumu, bir kez daha ABD ile Türkiye arasındaki papaz Andrew Brunson krizine bağlıyordu Türkiye’nin güçlü cumhurbaşkanı.

Oysa, bunun böyle olmadığını, Türkiye ekonomisinin yapısal sorunlar ve sürdürülmesi neredeyse imkansız hale gelen cari açık ve borç stoku nedenleriyle krize girdiğini, konuyla ilgili hemen herkes biliyor. Biliyor çünkü, iktidar yanlısı olmayan hemen her ekonomist bu konuda zaten aylardır uyarılarda bulunuyordu.

Yıllık 880 milyar dolarlık bir ekonominin borcunun 450 milyar doları geçtiğini, yalnızca cari açığın yıllık gelirin yüzde 5 buçuk-6’larını gördüğünü söylüyorlardı. Adalet ve Kalkınma Partisi’nin (AKP) iktidara geldiği 2002 yılında bu borcun 130 milyar dolar olduğunu, 16 yılda borcun en azından üçe katlandığını belirtiyorlardı.

Para bolluğu sırasında alınan kredilerin betona gömüldüğünü, üretime yönelik hiçbir yatırım yapılmadığını, Türkiye’nin üretimde ve tüketimde tamamen ithalata bağlı hale dönüştürüldüğünü, bu yolla elde edilen dünya çapındaki büyüme rakamlarının yapay olduğunu hep dile getirdiler.

Bu borçların ağır ve sert bir krize yol açabileceğini, sonuç olarak zincirleme iflasların gelebileceğini, yüzde 10-11 civarında kilitlenip kalan işsizliğin çok daha büyük bir soruna dönüşeceğinin altını ısrarla çizdiler.

Milyarlarca dolarlık bin odalı şaşaalı sarayın, lüks konut inşaatlarının, deprem sırasında toplanma yeri olarak seçilen arsaların yerlerine alışveriş merkezleri yapılmasının, ihtiyaç olmayan otoyol, köprü ve havalimanlarına milyarlarca dolarlık yatırımların israf olduğunu belirttiler.

Ancak, tüm bu uyarıların bir işe yaramadığı son haftalarda zirveye çıkan Türk lirasındaki değer kaybı nedeniyle net olarak ortada.

Az önce konuyla ilgili hemen herkes biliyor tüm bunları dedik ama, onlarca milyon kişi hariç. Bu kişiler, her seferinde bu ekonomik politikalara destek vermiş milyonlarca seçmen. Erdoğan’ın “aynı gemideyiz” yaklaşımıyla fedakarlık istediği, dahası istese de - istemese de enflasyon, hayat pahalılığı ve işsizlikle bu fedakarlığı zamanı geldiğinde yapmak zorunda kalacak kitleler.

Kuşkusuz, Türkiye medyasının yüzde 95’i iktidar kuşatması altında. Erdoğan’ın yarattığı hayali düşmanlar, her seferinde bu medyada büyük milliyetçi kampanyalarla pompalanıyor. Dış mihrakların Türkiye’ye savaş açtığı propagandası hala alıcı buluyor.

Ancak, öyle ya da böyle Türkiye gemisi batma tehlikesiyle karşı karşıya. Sosyal, moral ve siyasal olarak kutuplara bölünmüş, çöküntü tehdidiyle karşı karşıya olan bir topluma bir kez daha geleceği çok önceden belli bir ekonomik kriz yükleniyor.

Bu durumda gözler muhalefeti arıyor. Seçim öncesinde ittifak yaparak, Erdoğan karşıtlarına çok kısa süre için de olsa umut veren Meclis içindeki muhalefeti. Muhalefet ise, kendi derdinde. Muhalif ittifak bloku 24 Haziran seçimlerinden hemen sonra bölündüğü gibi, muhalefet partileri kendi içlerinde de yekpare değil. Adeta, ülkeyi iktidarın dümen suyuna terk etmiş durumdalar.

Ancak, kendi içlerindeki sorunlar, iktidardan uzak olmaları, muhalefeti, yangın yerine dönmesine ramak kaldığı öngörülen bir ülkedeki sorumluluklarından azade kılmaz.

Türkiye’deki muhalefetin en büyük sorunu samimi olmaması olarak görünüyor. Samimi olsa, içlerindeki kayıkçı kavgaları yerine ülkenin gidişatının sorumluluğunu paylaşır ve bu seyrin açmaz olduğunu seçmene anlatmaya çalışmanın yollarını arardı. Türkiye’nin yıllardır süren bir iktidar sorunu vardı. Buna karşın muhalefet iktidara alternatif olamıyordu.

Ancak artık buna tamamen atıl kalmış, neredeyse ortalarda görülmeyen bir muhalefet sorunu da kilitlendi. Tarih, hem yapandan, hem de yapılanı izlemekle yetinenden hesap soracaktır.

Stand: 25.08.2018, 13:23