Özel | Exklusiv: Aşk ve nefret arasında AKP’nin seçim kampanyası | AKP führt einen Wahlkampf zwischen Liebe und Hass

Kommunalwahlen in der Türkei: Wahlplakate in Istanbul mit dem Oberbürgermeister-Kandidat der AKP, Binali Yildirim und dem Staatspräsidenten Recep Tayyip Erdogan

Sansürsüz Türkiye - Özel

Özel | Exklusiv: Aşk ve nefret arasında AKP’nin seçim kampanyası | AKP führt einen Wahlkampf zwischen Liebe und Hass

Von Ayşen Uysal

Başta İstanbul olmak üzere AKP’nin 31 Mart yerel seçimleri için hazırladığı afişlere bakarsanız “aşk, sevgi, gönül” sözcüklerinden oluşan bir panorama ile karşılaşırsınız. Binaların duvarlarından sallandırılan dev posterlerde ya da billboardlarda “İstanbul bizim için bir aşk hikayesi” yazar.

Zur übersetzten und redaktionell bearbeiteten Fassung der Kolumne:

Yazıya eşlik eden de sıklıkla R. Tayyip Erdoğan ve Binali Yıldırım’ın birlikte çekilen fotoğraflarıdır. İstanbul’un her tarafında yerini almış bu görseller nedeniyle, kulaklarınızı sözlere tıkasanız ya da ülkedeki baskı ortamını bilmeseniz bir an aşk ve sevgi ile kuşatıldığınızı sanabilirsiniz. Oysa herhangi bir televizyon kanalının ana haber bülteninin ilk on dakikasını izlemeniz nasıl bir nefret söylemiyle karşı karşıya olduğunuzu ve şiddete maruz kaldığınızı anlamanız için yeter de artar bile. Bu nefret diliyle sadece “onlar” olarak nitelenen siyasetçi ve seçmenler değil, aslında bizzat AKP seçmeni de hırpalanmaktadır. Böyle bir nefret söylemi sadece hedefindekileri değil, yanındakileri de hırpalar zira. Buradan baktığımızda, 31 Mart seçimlerine günler kala, aşk ve nefret arasında hırpalanan, sersemletilmeye çalışılan seçmenler olduğumuzu söyleyebiliriz. AKP’ye oy verelim ya da vermeyelim, sandığa gidelim ya da gitmeyelim, içler acısı halimiz bu.

31 Mart yerel seçim kampanyaları “duyguların” ön plana çıkarıldığı bir dönem olarak tarihe geçerken, bu kampanya anlayışına dair bir iki not düşmek de gerek. İnsan sadece aklıyla hareket etmez, aynı zamanda duygularıyla da hareket eder. İnsanın duygularına hitap ederek onu seferber edebilirsiniz. Toplumsal hareketler yazını bu konuda çok şey söyler; korkunun, kızgınlığın, sevginin kitle hareketleri üzerindeki etkisi detaylı bilimsel çalışmaların konusunu oluşturur. Biz bu etkiyi seçmen davranışları üzerinden de düşünebiliriz. Zaten AKP de 1 Kasım 2015 genel seçimlerinden beri bir dizi duyguya seslenerek seçmeni biçimlendirmeye çalışıyor. Şüphesiz AKP bu konuda yalnız değil, ancak bu yazının odağında AKP ve Cumhur ittifakı olduğu için diğer partilere dair şimdilik söz söylemeyeceğim. Evet, duygulara seslenme yeni bir şey değil, ancak bu seçimlerde duygular çelişkili ve karmaşık. 2015 yılına doğru geriye uzanıp 1 Kasım seçimlerini düşündüğümüzde nasıl bir korku ortamı yaratıldığını sanırım hepimiz hatırlarız. Bir yanda patlayan bombalar, çatışma ortamı, diğer yandan bizzat siyasilerin söyleminden beslenen korku iklimi. Aslında 1 Kasım 2015’ten 31 Mart 2019’a uzanan süreçte bu korku ortamı az çok farklılıklarla istikrarlı bir biçimde sürdürüldü. Bugün aldığı son biçim “beka” tartışması eksenli ve 31 Mart seçimleri bir varoluş mücadelesi olarak sunuluyor. “Dört tarafı düşmanlarla çevrili ülkemizde acaba varlığımızı sürdürmeye devam edebilecek miyiz?” Cumhur ittifakı bu soru ile seçim sonuçları arasında doğrudan bir illiyet bağı kuruyor. O düşmanlar ise her türlü muhalifle özdeşleşmiş durumda. Aynı düşünmüyorsanız düşmansınız, hatta “teröristsiniz”. Korku ve öfke sürekli pompalanarak muhalifler hedef haline getiriliyor. Ancak burada göz ardı edilen bir nokta var. Bilimsel çalışmalar, belli bir eşiğe kadar korku ve öfkenin kitle seferberliğini ve siyasi aktivizmi artırabildiğini, ancak belli bir eşikten sonra bireyi tamamen atıl kılabildiğini söyler. Bu kadar beka korkusu salmak, AKP seçmenini seferber edici özelliğini çoktan yitirmiş de olabilir. AKP seçmeninin üzerindeki etkisini 31 Mart akşamı göreceğiz, ancak Cumhur ittifakı seçmeninin dışında kalan seçmen üzerindeki etkisinin son derece boğucu olduğunu şimdiden söyleyebiliriz.

Akşam haberlerinde ya da saat başı haber bültenlerinde nefret saçan sözleri dinledikten sonra, evimizden ya da işyerimizden çıkıp kafamızı kaldırdığımızda aşk, sevgi ve gönül fotoğraflarıyla karşılaşıyoruz. Öldüren bir sevgi bu, yeşerten değil. Şayet mazoşist falan değilsek, hızla uzaklaşmak istiyoruz. Boğuyor zira. Daha ne kadar yaşayabileceğimizi bilmiyoruz bu habis aşk karşısında.

Stand: 28.03.2019, 16:45